﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Zeynep Günay &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/yazar/zeynepgunay/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Thu, 01 Oct 2020 05:34:12 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.7</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Zeynep Günay &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Ahmed Midhat Efendi Özel Teşebbüs ve Millî İktisadın da Öncüsüydü</title>
		<link>https://www.derintarih.com/izdusum/ahmed-midhat-efendi-ozel-tesebbus-ve-milli-iktisadin-da-oncusuydu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Zeynep Günay]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 01 Oct 2020 05:34:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İzdüşüm]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmed Midhat Efendi]]></category>
		<category><![CDATA[ez-Zühafi]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[mahbûd]]></category>
		<category><![CDATA[Tercüman-ı Hakikat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6405</guid>

					<description><![CDATA[Ahmed Midhat Efendi Batı kültür ve düşüncesiyle tanışmasına vesile olan Osman Hamdi Bey’den sonra Bağdat’ta müftülük yapan ve ciddi fıkıh eserlerine imza atan Muhammed Feyzi ez-Zühafi ile yolları kesişince İslamî gelenekle ünsiyet tesis eder. Hayatına tesir eden bir diğer isim olan Can Muattar ise hem İslamî ilimler, hem de Doğu ve Batı felsefelerine hâkimiyetiyle fikir dünyasına yeni bir istikamet kazandıracaktır. Rodos sürgünü sonrasında saray ve çevresinin de dikkatini çeken ideolojik değişiminin izleri Menfa adlı hatıratında açıklıkla görülür. Bundan sonra sadece iktisadî ve sosyal tekâmül üzerine faaliyette bulunacaktır. Bu dönüşümle yıldızı parlar; yayıncılık çalışmalarının yanı sıra yönetimde üst düzey pozisyonlarda görev&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ahmed Midhat Efendi Batı kültür ve düşüncesiyle tanışmasına vesile olan Osman Hamdi Bey’den sonra Bağdat’ta müftülük yapan ve ciddi fıkıh eserlerine imza atan Muhammed Feyzi ez-Zühafi ile yolları kesişince İslamî gelenekle ünsiyet tesis eder. Hayatına tesir eden bir diğer isim olan Can Muattar ise hem İslamî ilimler, hem de Doğu ve Batı felsefelerine hâkimiyetiyle fikir dünyasına yeni bir istikamet kazandıracaktır.</p>
<p>Rodos sürgünü sonrasında saray ve çevresinin de dikkatini çeken ideolojik değişiminin izleri Menfa adlı hatıratında açıklıkla görülür. Bundan sonra sadece iktisadî ve sosyal tekâmül üzerine faaliyette bulunacaktır. Bu dönüşümle yıldızı parlar; yayıncılık çalışmalarının yanı sıra yönetimde üst düzey pozisyonlarda görev alır, aynı zamanda girişimcilik faaliyetlerinde bulunur.</p>
<p>1880’de Beykoz Akbaba köyündeki Balcıoğlu çiftliğini satın alır. Burası, arzu ettiği hayat standardından kaynaklanan bir yatırım olmaktan ziyade, iktisadî gayeler doğrultusunda millî iktisat prensipleriyle kurulmuş modern bir işletme örneğidir. Kullanılan makine ve teçhizat yerli üretim için hizmete sokulmuş, ilk defa kuluçka makinesi kullanılarak yerli tavuk üretimi gerçekleştirilmiştir. Ayrıca hayvancılık ve besicilik ile süt ve süt ürünleri satışları da yapılır. Ahmed Midhat Efendi tarafından getirilen aşı, tohum ve fideler sayesinde kiraz, elma, armut ve ceviz gibi meyveler Beykoz coğrafyasına yayılır.</p>
<p>Aynı yıllarda Serdaroğlu çiftliğini de alarak Beykoz Dereseki köyündeki Müezzinoğlu ormanlarından kaynayan suyun dağıtımı işini üstlenir. “Sırmakeş” ismini verdiği bu su Beykoz’dan Eminönü, Beşiktaş ve Üsküdar’a kayıklarla taşınmış, oradan farklı yerlere ulaştırılmıştır. Tadı ve lezzetinden dolayı saray çevresinde de rağbet görür. Öyle ki, devlet adamları yurt dışı ziyaretlerinde bu suyu cam şişe içerisinde hediye olarak tacirlere veya devlet adamlarına takdim etmişlerdir.</p>
<p>Ahmed Midhat Efendi bu teşebbüslerinin yanı sıra iktisadî fikirlerini aktardığı eserler kaleme almıştır. “İş ve çalışma sevgisi” anlamına gelen <em>Sevdâ-yı Sa’y ü Amel</em>’in 1877-78 Osmanlı-Rus Harbi’nden hemen sonra basıldığı görülür. Kitapta siyasî ve iktisadî zayiata sebep olan bu savaşı merkeze alarak “neden geri kalındı?” sorusuna cevap arar. İslamî kaynaklara müracaat ederek asıl sebebin “çalışmamak” olduğu sonucuna varır: “Binaenaleyh ‘Vatan sevgisi imandandır’ mealinde olan hükümlere pek nadir olarak rast gelinip anların ehemmiyeti dahi zihinlerde tamamiyle yer tutamamış olduğu hâlde ‘İnsan içün semere-i sa’yinden başka yokdur’ ve ‘Dünyan içün ebediyyen dünyada yaşayacak imişsin gibi yaşa!’ ve ‘Kâsib Allah’ın mahbûbudur’ ve ‘Allah, ittikâ ile çalışanlara hesapsız verir’ ve ‘Şükür eder iseniz, yani elinizdeki nimetin kadrini takdir eder iseniz onu artdırırım’ ve ‘Allah işlerinizde size de Tevfik vericidir’ ve ‘Taleb edenler, yani çalışanlar bulurlar, yani nail olurlar’.”</p>
<p>Ayrıca memuriyetten ziyade özel sektörde çalışmanın faydalarından bahseder, çalışma zevkine ulaşan insanların maddî zenginliğin yanı sıra manevî hazza da ulaşacağını dile getirir. <em>Tercüman-ı Hakikat</em>’te yayımlanan yazılarını derlediği <em>Ekonomi Politik</em> adlı kitabı (1879) türünün ilk örneklerinden olup o dönemde iktisatçılar ve devlet adamaları için merkezî meselelerden olan “iktisadî korumacılık ve serbestiyet” konularını ele alır. Müellif bu eseri ile millî iktisat anlayışının tohumlarını ekmiştir diyebiliriz. <em>Teşrik-i Mesai Taksim-i Mesai</em>’de adından da anlaşılacağı gibi iş bölüşümü ve iş ortaklığı başlıklarını merkeze alır. Ekonominin gelişip büyüyebilmesi için şirketleşmenin ve bunun da “millî” bir şirket olmasının ehemmiyetini vurgular. Sultan II. Abdülhamid’e ithaf edilen <em>Hallu’l-Ukad</em> ise millî iktisat, korumacılık, para, değer gibi iktisadî terimlerin anlaşılır şekilde ele alındığı mektuplardan teşekkül eder.</p>
<p>Özetle diyebiliriz ki, tarım ekonomisi kapsamında değerlendirilen 19. yüzyıl Osmanlı ekonomisinde Ahmed Midhat Efendi’nin “çalışmak” düsturu millî iktisat ve özel girişimcilik fikirlerinin tahakkuk etmesine vesile olmuştur.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ekim-2020">Derin Tarih Ekim Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yavuz’un Eşi, Kanuni’nin Annesi, Vakıf Kültürünün de Nefesiydi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/mercek/yavuzun-esi-kanuninin-annesi-vakif-kulturunun-de-nefesiydi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Zeynep Günay]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 02 May 2020 10:31:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mercek]]></category>
		<category><![CDATA[Akademik]]></category>
		<category><![CDATA[harem]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[Saray]]></category>
		<category><![CDATA[Türk-İslam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5875</guid>

					<description><![CDATA[Osmanlı’da fethedilen şehirlerin Türk-İslam hüviyetine bürünmesi ve şehrin ihyası açısından vakıf eserleri önemli bir yere sahiptir. Muhtaç ve yoksullara yardım etmek, durumu iyi olmayan evlenecek çağdaki genç kızlara çeyiz temin etmek, yetim ve öksüzleri korumak, kollamak ve giydirmek, orduya asker yetiştirmek gibi hizmetler vakıflar tarafından karşılanmaktaydı. Aynı zamanda doğal afetler neticesinde mağdur olanlara, savaşlarda şehit düşen askerlerin yakınlarına, hastanelerde tedavi olmayı bekleyen kişilere yardım ya da ilaç temin etmek de vakıfların vazifeleri arasındaydı. Kervansaraylar, hamamlar, dükkânlar, bedestenler gibi ticarî faaliyetlerin devamını sağlayacak kurumlar da vakıflarca inşa edilmiştir. Vakfiye, vakfedenin vasıflarını ve vakfetme şartlarını haiz olup dönemin kadısı tarafından onaylanan bir&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Osmanlı’da fethedilen şehirlerin Türk-İslam hüviyetine bürünmesi ve şehrin ihyası açısından vakıf eserleri önemli bir yere sahiptir. Muhtaç ve yoksullara yardım etmek, durumu iyi olmayan evlenecek çağdaki genç kızlara çeyiz temin etmek, yetim ve öksüzleri korumak, kollamak ve giydirmek, orduya asker yetiştirmek gibi hizmetler vakıflar tarafından karşılanmaktaydı. Aynı zamanda doğal afetler neticesinde mağdur olanlara, savaşlarda şehit düşen askerlerin yakınlarına, hastanelerde tedavi olmayı bekleyen kişilere yardım ya da ilaç temin etmek de vakıfların vazifeleri arasındaydı. Kervansaraylar, hamamlar, dükkânlar, bedestenler gibi ticarî faaliyetlerin devamını sağlayacak kurumlar da vakıflarca inşa edilmiştir. Vakfiye, vakfedenin vasıflarını ve vakfetme şartlarını haiz olup dönemin kadısı tarafından onaylanan bir belgedir. Vakıf kurmak isteyen kişinin öncelikle akli melekesinin yerinde, bulûğa ermiş ve borçları münasebetiyle malını kullanmaktan mahrum kalmamış olması gerekir.</p>
<p>Osmanlı haremine mensup kadınların kendilerini daha fazla görünür kılmak ve hayır yapmak için birçok mimari eser inşa ettirdiklerini biliyoruz. Akademik çalışmalar incelendiğinde Osmanlı hanım sultanlarının imar faaliyetlerinde etkinliklerinin bilhassa 16. ve 17. yüzyıllarda İstanbul bölgesinde en yüksek düzeye çıktığı görülür. Hanım sultanlar vakıfları inşa edecek finansmanı haseki veya valide sultan iken sultan tarafından kendilerine verilen “has” veya “tımar”gelirlerinden sağlamaktadır. Kendilerine verilen toprak bağışları “paşmaklık” başlığı altında resmî kayıtlara geçmiştir. Hanım sultanların hayır eserlerine yönelmeleri ve çeşitli imar faaliyetlerinde bulunmaları onların saraydaki gücünü gösterir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mayis-2020">Derin Tarih Mayıs Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmanlı Tercüme Odası’nda Öğrenilen İktisat</title>
		<link>https://www.derintarih.com/mercek/osmanli-tercume-odasinda-ogrenilen-iktisat/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Zeynep Günay]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Feb 2020 02:35:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mercek]]></category>
		<category><![CDATA[17. yüzyıldan]]></category>
		<category><![CDATA[iktisadî]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı Devleti]]></category>
		<category><![CDATA[sikke tağşişi]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan III. Selim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5516</guid>

					<description><![CDATA[Osmanlı Devleti’nde 17. yüzyıldan Sultan III. Selim’e kadar devam eden toprak kayıpları reform hareketlerine duyulan ihtiyacı arttırdı ve orduda ıslah çalışmalarına başlandı. Her yeni zaferle birlikte yayılma alanı genişlerken, gelir ve masraf planlamasına yönelik bir düşünce oluşmamıştı. Toprak kayıpları başlamadan önce Osmanlı Devleti’nin benimseyip uygulamakta asla tereddüt etmediği ekonomi politikası “sikke tağşişi”, yani paranın ağırlığının düşürülmesi idi. Bu usul, iktisadî bunalım yaşanan dönemlerde başvurulan ilk çözüm basamağıydı. Klasik iktisadî yapıyı korumaya duyulan ihtiyaç devlet kademesini “gelir artırma, bütçe ve denge” gibi birtakım iktisadî kavramlar üzerinde düşünmeye itti. Osmanlı insanının ticarete ve iktisadî hayata yaklaşımı anti-merkantilist düşüncenin mahsulüydü. Sultan III. Selim’in&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Osmanlı Devleti’nde 17. yüzyıldan Sultan III. Selim’e kadar devam eden toprak kayıpları reform hareketlerine duyulan ihtiyacı arttırdı ve orduda ıslah çalışmalarına başlandı. Her yeni zaferle birlikte yayılma alanı genişlerken, gelir ve masraf planlamasına yönelik bir düşünce oluşmamıştı. Toprak kayıpları başlamadan önce Osmanlı Devleti’nin benimseyip uygulamakta asla tereddüt etmediği ekonomi politikası “sikke tağşişi”, yani paranın ağırlığının düşürülmesi idi. Bu usul, iktisadî bunalım yaşanan dönemlerde başvurulan ilk çözüm basamağıydı. Klasik iktisadî yapıyı korumaya duyulan ihtiyaç devlet kademesini “gelir artırma, bütçe ve denge” gibi birtakım iktisadî kavramlar üzerinde düşünmeye itti.</p>
<p>Osmanlı insanının ticarete ve iktisadî hayata yaklaşımı anti-merkantilist düşüncenin mahsulüydü. Sultan III. Selim’in Batı’ya açılma teşebbüsleriyle birlikte modern iktisadî düşünce sisteminin zemini oluşturulmaya başlandı. Onun saltanatında kadim Osmanlı klasik iktisat düşüncesinin yanı sıra, Batı’da merkantilizmden beri üretilen iktisadî fikirlerin kendisine yer bulmaya başladığı görülür. Avrupa’ya yakınlaşma süreci, Osmanlı Devleti’nin ticaret kanalını sürekli açık tutma yönündeki isteğini gözler önüne sermektedir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2020">Derin Tarih Şubat Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Abdülhamid’in Eğitim Hamlesi Sanayi (Sanat) Mektepleri</title>
		<link>https://www.derintarih.com/oteki-tarih/abdulhamidin-egitim-hamlesi-sanayi-sanat-mektepleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Zeynep Günay]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 31 Dec 2018 21:50:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öteki Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Balta Limanı Antlaşması]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı Devleti]]></category>
		<category><![CDATA[Sanayi Devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[sanayi mektebi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=4111</guid>

					<description><![CDATA[Sanayi Devrimi’nin hissedilmeye başlandığı 1830’lu yıllara kadar Osmanlı Devleti geleneksel yapısını muhafaza etmişti. Ancak 1838’de imzalanan Balta Limanı Antlaşması ve 1861’de Fransa ile yapılan ticaret antlaşmasıyla yapılan yabancı sermaye yatırımları Osmanlı Devleti’nde sanayi alanında reform ihtiyacını gözler önüne seriyordu. Böylece 19. yüzyıldan itibaren Osmanlı Devleti’nde sanayileşme süreci farklılaşmaya başladı. Bu dönemde Avrupa’dan getirtilen mal ve eşyalara talep arttı. Tanzimat’la birlikte esnaf birlikleri önemini kaybetmeye başlayınca da yerli üreticiyi korumak için Islah-ı Sanayi Komisyonu 1860’ta oluşturuldu. Ayrıca sanayi alanındaki politikalarla esnafı şirketleştirme girişimleri ve sanayi okullarının açılması talep edildi. Osmanlı Devleti’nde ilk sivil, teknik ve meslek eğitiminin bir kurum çatısı altında&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sanayi Devrimi’nin hissedilmeye başlandığı 1830’lu yıllara kadar Osmanlı Devleti geleneksel yapısını muhafaza etmişti. Ancak 1838’de imzalanan Balta Limanı Antlaşması ve 1861’de Fransa ile yapılan ticaret antlaşmasıyla yapılan yabancı sermaye yatırımları Osmanlı Devleti’nde sanayi alanında reform ihtiyacını gözler önüne seriyordu. Böylece 19. yüzyıldan itibaren Osmanlı Devleti’nde sanayileşme süreci farklılaşmaya başladı. Bu dönemde Avrupa’dan getirtilen mal ve eşyalara talep arttı. Tanzimat’la birlikte esnaf birlikleri önemini kaybetmeye başlayınca da yerli üreticiyi korumak için Islah-ı Sanayi Komisyonu 1860’ta oluşturuldu. Ayrıca sanayi alanındaki politikalarla esnafı şirketleştirme girişimleri ve sanayi okullarının açılması talep edildi. Osmanlı Devleti’nde ilk sivil, teknik ve meslek eğitiminin bir kurum çatısı altında oluşturulma teşebbüsü 1848’de Zeytinburnu’nda sanayi mektebiyle gerçekleşmişti. Ancak bu hamle başarıyla neticelenemediği gibi 1850’deki ikinci girişimden de sonuç alınamamıştı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ocak-2019">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
