﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Köşe Yazıları &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/yazarlar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Thu, 02 Apr 2026 06:55:40 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Köşe Yazıları &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Bizden Size</title>
		<link>https://www.derintarih.com/yazarlar/bizden-size-24/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Taha Kılınç]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Apr 2026 06:55:40 +0000</pubDate>
				<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?post_type=writer&#038;p=12093</guid>

					<description><![CDATA[Osmanlı ordusuyla Sırp Prensi Lazar Hrebelyanoviç komutasındaki Hıristiyan kuvvetlerinin 1389’da karşı karşıya geldiği Kosova Ovası, tam 600 yıl sonra, 28 Haziran 1989 günü -savaşın yıldönümünde- yaklaşık bir milyon Sırp milliyetçisini ağırlıyordu. Gün boyu devam eden etkinliklerin en dikkat çekici kısmı, Sırbistan Devlet Başkanı Slobodan Miloseviç’in yaptığı uzun ve hamasî konuşmaydı. Savaşta ölen Sırpların anısına 1953’te inşa edilen 25 metre yüksekliğindeki anıtın (Gazimestan) önünde konuşan Miloseviç, sözlerine Kosova Savaşı’nın Sırplar ve bütün Avrupa için önemini hatırlatarak başladı. “Savaşın yıldönümünde, Sırbistan artık kendi devletine, ulusuna ve ruhî bütünlüğüne kavuşmuştur. Bugün artık Kosova Savaşı’nın gerçekleriyle efsanelerini birbirinden ayırmak çok zor hale gelmiştir. Zaten&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Osmanlı ordusuyla Sırp Prensi Lazar Hrebelyanoviç komutasındaki Hıristiyan kuvvetlerinin 1389’da karşı karşıya geldiği Kosova Ovası, tam 600 yıl sonra, 28 Haziran 1989 günü -savaşın yıldönümünde- yaklaşık bir milyon Sırp milliyetçisini ağırlıyordu. Gün boyu devam eden etkinliklerin en dikkat çekici kısmı, Sırbistan Devlet Başkanı Slobodan Miloseviç’in yaptığı uzun ve hamasî konuşmaydı.</p>
<p>Savaşta ölen Sırpların anısına 1953’te inşa edilen 25 metre yüksekliğindeki anıtın (Gazimestan) önünde konuşan Miloseviç, sözlerine Kosova Savaşı’nın Sırplar ve bütün Avrupa için önemini hatırlatarak başladı. “Savaşın yıldönümünde, Sırbistan artık kendi devletine, ulusuna ve ruhî bütünlüğüne kavuşmuştur. Bugün artık Kosova Savaşı’nın gerçekleriyle efsanelerini birbirinden ayırmak çok zor hale gelmiştir. Zaten bu mesele artık önemli de değildir” diyen Miloseviç, sözü daha sonra Sırbistan’ın ve Sırpların “kenarda tutulduğuna” getirerek şunları söyledi: “1974’te ilan edilen Yugoslav Anayasası, Sırbistan’ın gücünü sınırlamıştır. Kosova Savaşı ve Anayasa, Sırp millî şuuruna yönelik saldırılardır. Sırp liderler arasındaki ayrışmalar, kendi halklarına verdikleri sözü tutamamalarına yol açmıştır. Sırplar, büyüklüklerini kendi lehlerine yeterince kullanamamıştır. Bugün ise Sırbistan artık tek parçadır ve diğer cumhuriyetlerle eşittir. [Kosova Savaşı’ndan] altı asır sonra, şimdi biz yine savaşlarla karşı karşıyayız. Şimdilik hiçbiri silahlı savaşlar değil, ama silahlı savaş seçeneğini de gözden uzak tutmuyoruz. Altı asır önce Sırbistan, Kosova Ovası’nda hem kendisini hem de Avrupa’yı kahramanca savunmuştu. Sırbistan o zaman Avrupa kültürünü, dinini ve sosyal yapısını müdafaa eden bir kaleydi.”</p>
<p>Bugün bu konuşma, Yugoslavya’nın dağılma sürecini tetikleyen ve sonrasında yaşanan kanlı iç savaşın habercisi olan bir dönüm noktası olarak görülüyor.</p>
<p>1389 veya 1989’u maziye karışmış tarihler zannetmeyiniz. Bütün dönüm noktaları, Sırpların zihninde günümüzde net bir şekilde yaşamaya ve günlük politikayı şekillendirmeye devam ediyor.</p>
<p><em>Derin Tarih</em>’in bu sayısında biz de hafızalarımızı tazelemek, bazı derslerin altını çizmek ve Osmanlı tarihinin dönüm noktalarından Sırp isyanına odaklanmak istedik. Balkanlar’da artçı sarsıntıları hâlâ hissedilen bir hadise çünkü bu.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tokat Zile Kalesi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/yazarlar/tokat-zile-kalesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Canan Aytaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Apr 2026 06:43:59 +0000</pubDate>
				<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?post_type=writer&#038;p=12092</guid>

					<description><![CDATA[Tokat, asırların biriktirdiği kültürü ve medeniyetiyle ziyaretçisini büyüleyen kadim bir durak. Zile Kalesi ise yalnızca bir savunma yapısı değil; Roma’dan Osmanlı’ya uzanan tarihî hafızanın en ihtişamlı tanığı. Gaius Julius Caesar’ın “Veni, Vidi, Vici” sözleriyle tarihe geçen zaferi de bu topraklarda yankılanır. Beş bin yıllık geçmişiyle katman katman derinleşen Zile, inançtan sanata, ticaretten efsaneye uzanan çok yönlü bir mirası muhafaza eder. Bugün ise bizi, Zile Bağları’nın dinginliğinde geçmişle geleceğin iç içe geçtiği benzersiz bir yolculuğa davet ediyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tokat, asırların biriktirdiği kültürü ve medeniyetiyle ziyaretçisini büyüleyen kadim bir durak. Zile Kalesi ise yalnızca bir savunma yapısı değil; Roma’dan Osmanlı’ya uzanan tarihî hafızanın en ihtişamlı tanığı. Gaius Julius Caesar’ın “Veni, Vidi, Vici” sözleriyle tarihe geçen zaferi de bu topraklarda yankılanır. Beş bin yıllık geçmişiyle katman katman derinleşen Zile, inançtan sanata, ticaretten efsaneye uzanan çok yönlü bir mirası muhafaza eder. Bugün ise bizi, Zile Bağları’nın dinginliğinde geçmişle geleceğin iç içe geçtiği benzersiz bir yolculuğa davet ediyor.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir film, bir şarkı, bir aşk hikâyesi, bir bestekâr</title>
		<link>https://www.derintarih.com/yazarlar/bir-film-bir-sarki-bir-ask-hikayesi-bir-bestekar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tahir Günay]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Apr 2026 06:43:27 +0000</pubDate>
				<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?post_type=writer&#038;p=12091</guid>

					<description><![CDATA[Tarihin kıyısında kalmış küçük bir rivayet, bir roman, bir beste ve kayıp bir film… Hepsi bir araya gelince karşımıza hem sinema hem musiki hem de kültür tarihine uzanan büyüleyici bir hikâye çıkıyor. 1950 yapımı “III. Selim’in Gözdesi”, Mısır filmlerinin etkisiyle şekillenen erken dönem Türk sinemasının izlerini taşırken, ardındaki anlatı bizi Sadullah Ağa’nın hayatına ve III. Selim devrinin sanat iklimine götürüyor. Gerçek ile efsanenin iç içe geçtiği bu yolculukta, bir bestekârın kaderi ile bir filmin kayboluşu âdeta birbirine paralel ilerliyor. Hem Yeşilçam öncesi sinemanın serüvenini hem de Osmanlı musikisinin zarif dünyasını yeniden keşfetmeye hazır mısınız?]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tarihin kıyısında kalmış küçük bir rivayet, bir roman, bir beste ve kayıp bir film… Hepsi bir araya gelince karşımıza hem sinema hem musiki hem de kültür tarihine uzanan büyüleyici bir hikâye çıkıyor. 1950 yapımı “III. Selim’in Gözdesi”, Mısır filmlerinin etkisiyle şekillenen erken dönem Türk sinemasının izlerini taşırken, ardındaki anlatı bizi Sadullah Ağa’nın hayatına ve III. Selim devrinin sanat iklimine götürüyor. Gerçek ile efsanenin iç içe geçtiği bu yolculukta, bir bestekârın kaderi ile bir filmin kayboluşu âdeta birbirine paralel ilerliyor. Hem Yeşilçam öncesi sinemanın serüvenini hem de Osmanlı musikisinin zarif dünyasını yeniden keşfetmeye hazır mısınız?</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rusya’nın Agresif Balkan Politikasının Arka Planı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/yazarlar/rusyanin-agresif-balkan-politikasinin-arka-plani/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kahraman Şakul]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Apr 2026 06:42:58 +0000</pubDate>
				<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?post_type=writer&#038;p=12090</guid>

					<description><![CDATA[Agresif Balkan politikaları nedeniyle Rusya, bölgedeki savaşlarda yüzbinlerce askerini kaybetti. Sadece Kırım Savaşı’nda ulusal borç 108 milyon rubleden 533 milyon rubleye fırladı, 1878’de ise kâğıt para %31 değer kaybetti. Öyleyse tek kilometrekare toprak dahi kazandırmayan ve Balkanlar’da Rus nüfuzunun tesisine de hizmet etmeyen bunca savaşa değer miydi? Üstelik bunca fedakârlığa rağmen bağımsızlıklarını kazanan Balkan halkları, Avrupa devletlerini Rusya’ya tercih edeceklerdi. Görünen o ki 19. Yüzyılda Balkanlar’daki politik oyunda Osmanlı kadar Rusya da kaybetmişti.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Agresif Balkan politikaları nedeniyle Rusya, bölgedeki savaşlarda yüzbinlerce askerini kaybetti. Sadece Kırım Savaşı’nda ulusal borç 108 milyon rubleden 533 milyon rubleye fırladı, 1878’de ise kâğıt para %31 değer kaybetti. Öyleyse tek kilometrekare toprak dahi kazandırmayan ve Balkanlar’da Rus nüfuzunun tesisine de hizmet etmeyen bunca savaşa değer miydi? Üstelik bunca fedakârlığa rağmen bağımsızlıklarını kazanan Balkan halkları, Avrupa devletlerini Rusya’ya tercih edeceklerdi. Görünen o ki 19. Yüzyılda Balkanlar’daki politik oyunda Osmanlı kadar Rusya da kaybetmişti.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bizden Size</title>
		<link>https://www.derintarih.com/yazarlar/bizden-size-23/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Taha Kılınç]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Mar 2026 08:00:58 +0000</pubDate>
				<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?post_type=writer&#038;p=12039</guid>

					<description><![CDATA[Tarihin en ihtişamlı devletlerinden biri olan Osmanlı İmparatorluğu, geride bıraktığı çok boyutlu ve derin izler sayesinde sadece Müslüman zihinlerde değil, Avrupa’da -hatta Afrika ve Asya’da- bugün hâlâ yaşamaya devam etmektedir. Osmanlı güneşinin ışıkları öylesine güçlü ve parlaktır ki, bu durum, bilhassa Anadolu’da Osmanlı öncesinde var olan birikimin gözlerden kaçmasına yol açabilmektedir. “Osmanlı öncesinde” derken kastettiğimiz dönemlerin başında elbette Türkiye Selçukluları -Anadolu Selçukluları geliyor. Oysa Türkiye Selçuklularının hâkim olduğu asırlar, “Osmanlı’yı hazırlayan mukaddime” olarak tavsif edilmeye layık bir medeniyet devrine işaret eder. Bu sayımızda, Türkiye Selçukluları döneminde Anadolu’yu âdeta bir vücudun içindeki damarlar gibi saran kervansaraylar ağına odaklanıyoruz. Niçin sadece kervansarayları&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tarihin en ihtişamlı devletlerinden biri olan Osmanlı İmparatorluğu, geride bıraktığı çok boyutlu ve derin izler sayesinde sadece Müslüman zihinlerde değil, Avrupa’da -hatta Afrika ve Asya’da- bugün hâlâ yaşamaya devam etmektedir. Osmanlı güneşinin ışıkları öylesine güçlü ve parlaktır ki, bu durum, bilhassa Anadolu’da Osmanlı öncesinde var olan birikimin gözlerden kaçmasına yol açabilmektedir. “Osmanlı öncesinde” derken kastettiğimiz dönemlerin başında</p>
<p>elbette Türkiye Selçukluları -Anadolu Selçukluları geliyor. Oysa Türkiye Selçuklularının hâkim olduğu asırlar, “Osmanlı’yı hazırlayan mukaddime” olarak tavsif edilmeye layık bir medeniyet devrine işaret eder.</p>
<p>Bu sayımızda, Türkiye Selçukluları döneminde Anadolu’yu âdeta bir vücudun içindeki damarlar gibi saran kervansaraylar ağına odaklanıyoruz. Niçin sadece kervansarayları gündeme taşıdığımız belki sorulabilir. Dosyamızın sayfaları arasında ilerlerken de göreceğiniz</p>
<p>üzere, Türkiye Selçuklularının en mükemmel bir hale getirdiği kervansaray zinciri sadece ekonomik bir modele işaret etmez; ahîlik teşkilâtı bağlamında toplumsal bir gösterge haline gelir, yol güvenliğinin ve ticaret rotalarının emniyetinin sağlanmasıyla alakalı ayrıntılar da bizi dönemin şartlarını ve dengelerini daha iyi anlamaya götürür. Bu yönüyle kervansaraylar,</p>
<p>Türkiye Selçuklularının toplumsal, ahlâkî, manevî, askerî ve siyasî manzarasının doğrudan yansıdığı birer aynadır. Biz sadece o aynanın üzerine birikmiş olan tozları almakla yetindik. Manzaranın parlaklığı zaten sizi de içine çekip götürecek.</p>
<p>Türkiye Selçuklularına odaklanma sebeplerimizden bir diğeri de, Anadolu’da Osmanlı öncesinde nasıl bir atmosferin bulunduğunu gözler önüne sermek. Bu sayede hem Anadolu’yu mayalayan dokuyu kavramış hem de Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluşuna giden yolun bütün adımlarını görmüş olacağız.</p>
<p>Dosyamıza katkıda bulunan bütün kıymetli isimlere teşekkürlerimizi sunuyorum.</p>
<p>Yeni sayımızda, hayırla görüşmek üzere&#8230;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sancak ve Preşova’da Osmanlı Ruhunu Yansıtan Ramazanlar</title>
		<link>https://www.derintarih.com/yazarlar/sancak-ve-presovada-osmanli-ruhunu-yansitan-ramazanlar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ayhan Demir]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Mar 2026 08:00:15 +0000</pubDate>
				<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?post_type=writer&#038;p=12038</guid>

					<description><![CDATA[Sancak ve Preşova’da Ramazan, çarşıların canlandığı, camilerin dolup taştığı, sofraların bereketle kurulduğu bir zamandır. Pitica’dan Boşnak pilavına uzanan zengin ve bereketli sofralar, iftardan sonra şenlenen sokaklar ve bayram coşkusu, bu topraklarda Osmanlı mirasının hâlâ yaşadığını gösteren güçlü ve köklü bir kültürel hafızayı gözler önüne sermektedir.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sancak ve Preşova’da Ramazan, çarşıların canlandığı, camilerin dolup taştığı, sofraların bereketle kurulduğu bir zamandır. Pitica’dan Boşnak pilavına uzanan zengin ve bereketli sofralar, iftardan sonra şenlenen sokaklar ve bayram coşkusu, bu topraklarda Osmanlı mirasının hâlâ yaşadığını gösteren güçlü ve köklü bir kültürel hafızayı gözler önüne sermektedir.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Babadan Oğula Merhamet ve Hicran Notaları: “Kimseyi Perişan Etme Allah’ım…”</title>
		<link>https://www.derintarih.com/yazarlar/babadan-ogula-merhamet-ve-hicran-notalari-kimseyi-perisan-etme-allahim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tahir Günay]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Mar 2026 07:59:43 +0000</pubDate>
				<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?post_type=writer&#038;p=12037</guid>

					<description><![CDATA[Alaeddin Yavaşça’nın bestesiyle ölümsüzleşen bir güftenin izini sürerek musikinin derinliklerinden Türkiye’nin çalkantılı yıllarına yürüyoruz. Hikâyenin merkezinde hekim, şair ve talihsiz bir baba olan Rahmi Duman var. İstanbul Erkek Lisesi’nden 12 Mart döneminin karanlık günlerine uzanan bu hatıra, bir aşk şarkısının arkasındaki yakıcı hakikati gözler önüne seriyor. Musikinin kudretiyle yoğrulmuş bu dram, sanatın hayattan nasıl doğduğunu ve acıyı ruhu titreten bir esere nasıl dönüştürdüğünü gösteriyor. İşte, ağlayan gözlerin merhamet ve hicran notaları olan o mısralar…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Alaeddin Yavaşça’nın bestesiyle ölümsüzleşen bir güftenin izini sürerek musikinin derinliklerinden Türkiye’nin çalkantılı yıllarına yürüyoruz. Hikâyenin merkezinde hekim, şair ve talihsiz bir baba olan Rahmi Duman var. İstanbul Erkek Lisesi’nden 12 Mart döneminin karanlık günlerine uzanan bu hatıra, bir aşk şarkısının arkasındaki yakıcı hakikati gözler önüne seriyor. Musikinin kudretiyle yoğrulmuş bu dram, sanatın hayattan nasıl doğduğunu ve acıyı ruhu titreten bir esere nasıl dönüştürdüğünü gösteriyor. İşte, ağlayan gözlerin merhamet ve hicran notaları olan o mısralar…</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tarikatları ve Cemaatleri Nereye Bağlayalım?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/yazarlar/tarikatlari-ve-cemaatleri-nereye-baglayalim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmail Kara]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Mar 2026 07:58:54 +0000</pubDate>
				<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?post_type=writer&#038;p=12036</guid>

					<description><![CDATA[Tekke ve zaviyelerin kapatılmasının üzerinden tam bir asır geçmişken tasavvuf tarihçisi Hasan Kâmil Yılmaz’ın riyasetinde Meclis-i Meşâyih Defterleri 9 ciltlik bir külliyat olarak neşredildi. Önemli bir müessesenin bugüne intikal eden hemen bütün defterlerini ve evrakını ilmî usullerle Latin harflerine aktararak, özetleri ve künye bilgileriyle veren bu külliyat pek çok sahaya ışık tutacaktır. Zira tekke ve medreseler, İslâm dünyasının ilim-irfan-fikir-sanat- edebiyat-halk kültürü sahalarını ve yaşama üsluplarını etkileyen en önemli müesseselerdi.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tekke ve zaviyelerin kapatılmasının üzerinden tam bir asır geçmişken tasavvuf tarihçisi Hasan Kâmil Yılmaz’ın riyasetinde <em>Meclis-i Meşâyih Defterleri</em> 9 ciltlik bir külliyat olarak neşredildi. Önemli bir müessesenin bugüne intikal eden hemen bütün defterlerini ve evrakını ilmî usullerle Latin harflerine aktararak, özetleri ve künye bilgileriyle veren bu külliyat pek çok sahaya ışık tutacaktır. Zira tekke ve medreseler, İslâm dünyasının ilim-irfan-fikir-sanat- edebiyat-halk kültürü sahalarını ve yaşama üsluplarını etkileyen en önemli müesseselerdi.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bizden Size</title>
		<link>https://www.derintarih.com/yazarlar/bizden-size-22/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Taha Kılınç]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Feb 2026 14:25:44 +0000</pubDate>
				<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?post_type=writer&#038;p=11977</guid>

					<description><![CDATA[Ellerini kaldırdıkça kaldırmıştı. “Bana verdiğin sözü ve ahdini tahakkuk ettirmeni bekliyorum!” diye yalvarıyordu, durmaksızın. Israrla kollarını yukarıda tuttuğu için, ridâsı omzundan düşüyor, ama o aldırmadan duayı sürdürüyordu. Karşı karşıyaydılar işte. Çok değil, iki sene önce kendilerini çok sevdikleri Mekke’den çıkaran kibirli ve inkârcı güruh, şimdi Bedir’de yalın kılıç karşılarındaydı. Hz. Peygamber, ilahî vaadin yerine gelmesi için ısrarla Rabbine yakarırken, melekler kılıçlarını çoktan kuşanmıştı. Ve elbette zafer, o bir avuç mü’minin olacaktı. Tarihler, hicrî ikinci yılın Ramazan ayının 17’nci gününü (12 Mart 624) gösteriyordu. * * * Çekilen onca sıkıntının ve verilen zorlu sınavların ardından, Müslümanlar akın akın Mekke’ye giriyordu. Kan&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ellerini kaldırdıkça kaldırmıştı. “Bana verdiğin sözü ve ahdini tahakkuk ettirmeni bekliyorum!” diye yalvarıyordu, durmaksızın. Israrla kollarını yukarıda tuttuğu için, ridâsı omzundan düşüyor, ama o aldırmadan duayı sürdürüyordu.</p>
<p>Karşı karşıyaydılar işte. Çok değil, iki sene önce kendilerini çok sevdikleri Mekke’den çıkaran kibirli ve inkârcı güruh, şimdi Bedir’de yalın kılıç karşılarındaydı. Hz. Peygamber, ilahî vaadin yerine gelmesi için ısrarla Rabbine yakarırken, melekler kılıçlarını çoktan kuşanmıştı.</p>
<p>Ve elbette zafer, o bir avuç mü’minin olacaktı. Tarihler, hicrî ikinci yılın Ramazan ayının 17’nci gününü (12 Mart 624) gösteriyordu.</p>
<p>* * *</p>
<p>Çekilen onca sıkıntının ve verilen zorlu sınavların ardından, Müslümanlar akın akın Mekke’ye giriyordu. Kan dökmeden, kimseyi üzmeden, o emin beldenin şanına yaraşır biçimde&#8230; Mü’minler sevgiliye kavuşurcasına, tek tek taşlarına bile hasret kaldıkları Mekke’nin sokaklarına koşuşurken, Hz. Peygamber Rabbine karşı tevazusundan ve mahviyetinden dolayı başını eğdikçe eğiyordu.</p>
<p>Mekke, artık aslî sahiplerinindi. Tarihler, hicrî 8’inci yılın Ramazan ayının 20’nci gününü (10 Ocak 630) gösteriyordu.</p>
<p>* * *</p>
<p>Ramazan sadece ibadet ve oruç ayı değil, aynı zamanda Müslümanların hafızasında çok sayıda zaferle özdeşleşmiş bir şuur iklimidir. Yukarıda sadece ikisini zikrettiğim nice parlak dönüm noktası, Ramazan ayında yaşanmıştır.</p>
<p>Derin Tarih olarak, Ramazan ayını bu yönüyle ele aldığımız sayımızla karşınızdayız. İslâm dünyasının acılarla, işgal ve savaşlarla boğuştuğu bir dönemde, Ramazan bir huzur ve sekînet penceresi aynı zamanda. Dış dünyada ne yaşanırsa yaşansın, Ramazan içimize bahar müjdeleri getiriyor. Bu nimetten, kalbimizle baş başa kalabildiğimiz oranda istifade edeceğiz. İşte tam bu noktada, dosyamızın kalplerinize iyi geleceğine inanıyoruz.</p>
<p>Şimdiden, bereketlerle dolu bir ayın ardından, hayırlı ve bereketli bayramlar dileriz.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İstanbul’u Kaybetmek Neden Kıyamet Alameti Oldu?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/yazarlar/istanbulu-kaybetmek-neden-kiyamet-alameti-oldu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kahraman Şakul]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Feb 2026 14:25:05 +0000</pubDate>
				<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?post_type=writer&#038;p=11976</guid>

					<description><![CDATA[Doğu Roma İmparatorluğu’nun Hıristiyanlaşmasıyla birlikte Kostantiniye’yi kaybetme korkusunun kıyamet söylenceleriyle iç içe geçtiği görülür. 1453’te şehir Türklerin eline geçtiğinde halkın Ayasofya’da kıyameti beklemesi bundandır. Şehrin Osmanlı hâkimiyetine girmesiyle birlikte bu söylenceler Türkler arasında yayılmış ve bu defa mesiyanik rivayetlerle örülen İstanbul’u kaybetme korkusunu omuzlamak onların nasibine düşmüştür. Böylece kentin Türk ahalisi başına gelen her felaketi kıyamet alameti olarak görüp İstanbul’u tehdit eden her düşmanı Deccâl bildi.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Doğu Roma İmparatorluğu’nun Hıristiyanlaşmasıyla birlikte Kostantiniye’yi kaybetme korkusunun kıyamet söylenceleriyle iç içe geçtiği görülür. 1453’te şehir Türklerin eline geçtiğinde halkın Ayasofya’da kıyameti beklemesi bundandır. Şehrin Osmanlı hâkimiyetine girmesiyle birlikte bu söylenceler Türkler arasında yayılmış ve bu defa mesiyanik rivayetlerle örülen İstanbul’u kaybetme korkusunu omuzlamak onların nasibine düşmüştür. Böylece kentin Türk ahalisi başına gelen her felaketi kıyamet alameti olarak görüp İstanbul’u tehdit eden her düşmanı Deccâl bildi.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Thomas Babington Macaulay’ın Eğitim Raporu</title>
		<link>https://www.derintarih.com/yazarlar/thomas-babington-macaulayin-egitim-raporu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Deniz Çıkılı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Feb 2026 14:24:22 +0000</pubDate>
				<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?post_type=writer&#038;p=11975</guid>

					<description><![CDATA[19. yüzyılda Hindistan’da askerî ve iktisadî tahakkümünün yanında eğitim İngiliz sömürgeciliğinin en etkili araçlarından biri hâline geldi. Bu toplumsal mühendislik girişiminin yol haritası ise Thomas Babington Macaulay’ın 1835 tarihli meşhur “Eğitime Dair Rapor”u tarafından çizildi. Macaulay’ın önerilerinin resmî bir eğitim politikası hâline getirilmesiyle birlikte 1835’te İngilizce Hindistan’ın resmî dili yapıldı. İngilizce eğitim veren modern okullar Batılı değerlerle barışık yerli bir sınıfın doğmasına yol açtı.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>19. yüzyılda Hindistan’da askerî ve iktisadî tahakkümünün yanında eğitim İngiliz sömürgeciliğinin en etkili araçlarından biri hâline geldi. Bu toplumsal mühendislik girişiminin yol haritası ise Thomas Babington Macaulay’ın 1835 tarihli meşhur “Eğitime Dair Rapor”u tarafından çizildi. Macaulay’ın önerilerinin resmî bir eğitim politikası hâline getirilmesiyle birlikte 1835’te İngilizce Hindistan’ın resmî dili yapıldı. İngilizce eğitim veren modern okullar Batılı değerlerle barışık yerli bir sınıfın doğmasına yol açtı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cihangir Camii</title>
		<link>https://www.derintarih.com/yazarlar/cihangir-camii/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Canan Aytaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Feb 2026 14:23:43 +0000</pubDate>
				<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?post_type=writer&#038;p=11973</guid>

					<description><![CDATA[Kanûnî Sultan Süleyman’ın en hassas mizaca sahip evladı Şehzade Cihangir, bedensel rahatsızlığı ve kırılgan ruhuyla Osmanlı tarihinde hüzünlü bir yer tutar. Rivayete göre ağabeyi Şehzade Mustafa’nın katli, Cihangir’in zaten zayıf olan bünyesini ve ruhunu derinden sarsmış, kısa süre sonra vefatına yol açmıştır. Kanûnî, oğlunun erken ölümünün ardından büyük bir keder yaşamış ve bu acıyı İstanbul’un siluetine kazımak istemiştir. Mimar Sinan’a yaptırılan Cihangir Camii, bu yasın ve baba sevgisinin mimariye yansımış hâlidir. İstanbul Boğaz’ına nazır konumuyla cami hem bir hatıra mekânı hem de Osmanlı tarihinin sessiz bir matem tanığı olarak varlığını sürdürür.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kanûnî Sultan Süleyman’ın en hassas mizaca sahip evladı Şehzade Cihangir, bedensel rahatsızlığı ve kırılgan ruhuyla Osmanlı tarihinde hüzünlü bir yer tutar. Rivayete göre ağabeyi Şehzade Mustafa’nın katli, Cihangir’in zaten zayıf olan bünyesini ve ruhunu derinden sarsmış, kısa süre sonra vefatına yol açmıştır. Kanûnî, oğlunun erken ölümünün ardından büyük bir keder yaşamış ve bu acıyı İstanbul’un siluetine kazımak istemiştir. Mimar Sinan’a yaptırılan Cihangir Camii, bu yasın ve baba sevgisinin mimariye yansımış hâlidir. İstanbul Boğaz’ına nazır konumuyla cami hem bir hatıra mekânı hem de Osmanlı tarihinin sessiz bir matem tanığı olarak varlığını sürdürür.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bizden Size</title>
		<link>https://www.derintarih.com/yazarlar/bizden-size-21/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Taha Kılınç]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 Jan 2026 14:28:09 +0000</pubDate>
				<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?post_type=writer&#038;p=11925</guid>

					<description><![CDATA[Lise ikinci sınıfa giderken, edebiyat hocamız Zeki Bey, o günlerde yeni çıkmış bir kitabı elime tutuşturmuş ve “Bunu mutlaka okumalısın!” demişti. Değerli araştırmacı ve yazar Beşir Ayvazoğlu’nun, -kendi deyimiyle- “ışıltılı dünyalarına kapılarından baktığında bile gözlerinin kamaştığı” kırk ismin biyografisini konu edinen Defterimde Kırk Sûret adlı harika eseriydi bu. Nedendir bilmiyorum, o şahsiyetler içinden en çok Necmeddin Okyay hatırımda kaldı. Herhalde kendi dünyama onu çok yakın hissettiğimden… Aradan geçen yıllar içinde Necmeddin Okyay’a dair ne bulduysam okumaya başladım. Derken, bütün okuduklarımın beni aynı isme çıkardığını gördüm: Prof. Uğur Derman. Merhum Okyay’ın en yakın ve en uzun süreli talebesiydi kendisi ve Okyay’la&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Lise ikinci sınıfa giderken, edebiyat hocamız Zeki Bey, o günlerde yeni çıkmış bir kitabı elime tutuşturmuş ve “Bunu mutlaka okumalısın!” demişti. Değerli araştırmacı ve yazar Beşir Ayvazoğlu’nun, -kendi deyimiyle- “ışıltılı dünyalarına kapılarından baktığında bile gözlerinin kamaştığı” kırk ismin biyografisini konu edinen Defterimde Kırk Sûret adlı harika eseriydi bu. Nedendir bilmiyorum, o şahsiyetler içinden en çok Necmeddin Okyay hatırımda kaldı. Herhalde kendi dünyama onu çok yakın hissettiğimden…</p>
<p>Aradan geçen yıllar içinde Necmeddin Okyay’a dair ne bulduysam okumaya başladım. Derken, bütün okuduklarımın beni aynı isme çıkardığını gördüm: Prof. Uğur Derman. Merhum Okyay’ın en yakın ve en uzun süreli talebesiydi kendisi ve Okyay’la alakalı bildiklerimizin de birinci elden kaynağıydı. Sonra güzel bir şey daha oldu, Uğur Hocam’la bizzat tanıştık. Türkpetrol Vakfı’ndaki ilk sohbetimizin konusu da yine Necmeddin Okyay’dı.</p>
<p>2026 yaklaşırken, yılın ilk ayında Derin Tarih’in kapak konusunun ne olacağını neredeyse hiç düşünmedim. Zira ocak ayı, Necmeddin Okyay’ın vefatının 50’nci yıldönümüydü ve yeni nesillere onu anlatmak için bu vesileyi kullanmak çok isabetli olacaktı. Hemen Uğur Derman Hocam’ın kapısını çaldım. O da her zamanki cömertliğiyle, birbirinden renkli hatıralar eşliğinde, hocasının bütün hususiyetlerini bizimle paylaştı. Ortaya yine arşivlik bir dosya çıktı. Uğur Derman Hocamıza bütün okurlarımız adına müteşekkiriz.</p>
<p>Bu sayımızda, bir güzel tevafuk daha var: Prof. Dr. İsmail Kara Hocamız, Uğur Derman Hocamızın ömrünün üç büyük üstadla (Mahir İz, Necmeddin Okyay ve Süheyl Ünver) nasıl bereketlendiğini anlattığı bir makale kaleme aldı. Böylece, “Salihlerin anıldığı yer nur yağar” ölçüsüyle, bu sayımız tam bir yıldızlar geçidine dönüştü.</p>
<p>Yeni sayımızda, hayırla görüşmek üzere…</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Harem-i Hümâyun’da Musiki – 5</title>
		<link>https://www.derintarih.com/yazarlar/harem-i-humayunda-musiki-5/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tahir Günay]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 Jan 2026 14:26:34 +0000</pubDate>
				<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?post_type=writer&#038;p=11924</guid>

					<description><![CDATA[Pek çok sahada Batılılaşma hamlelerinin gözlemlendiği Sultan II. Mahmud devrinde Avrupa devletlerinin askerî mızıka takımı örnek alınarak Muzıka-yi Hümâyun kurulmuştur. Giuseppe Donizetti’nin öncülüğünde yürütülen çalışmalar sayesinde bu kurum kısa sürede askerî bando olmanın ötesine geçerek âdeta bir konservatuvar hüviyeti kazanır. Sultan Abdülmecid döneminde Batılı tarzdaki müzik faaliyetleri sürdürülmüş; haremdeki kadınlardan oluşan 80 kişilik bir teşkil edilmiştir. Sultan Abdülaziz ise icra ettiği enstrümanlar ve bestelediği eserlerle hem Doğu’nun hem de Batı’nın semalarında süzülmektedir. Böylece Osmanlı’nın son dönemine damgasını vuran nağmeler, iki dünyanın estetik anlayışını bir araya getiren bir karakter kazanmıştır.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Pek çok sahada Batılılaşma hamlelerinin gözlemlendiği Sultan II. Mahmud devrinde Avrupa devletlerinin askerî mızıka takımı örnek alınarak Muzıka-yi Hümâyun kurulmuştur. Giuseppe Donizetti’nin öncülüğünde yürütülen çalışmalar sayesinde bu kurum kısa sürede askerî bando olmanın ötesine geçerek âdeta bir konservatuvar hüviyeti kazanır. Sultan Abdülmecid döneminde Batılı tarzdaki müzik faaliyetleri sürdürülmüş; haremdeki kadınlardan oluşan 80 kişilik bir teşkil edilmiştir. Sultan Abdülaziz ise icra ettiği enstrümanlar ve bestelediği eserlerle hem Doğu’nun hem de Batı’nın semalarında süzülmektedir. Böylece Osmanlı’nın son dönemine damgasını vuran nağmeler, iki dünyanın estetik anlayışını bir araya getiren bir karakter kazanmıştır.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hıristiyanlıkta Cennet Tapusu: Endüljans</title>
		<link>https://www.derintarih.com/yazarlar/hiristiyanlikta-cennet-tapusu-enduljans/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Enver Beşinci]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 Jan 2026 14:25:44 +0000</pubDate>
				<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?post_type=writer&#038;p=11922</guid>

					<description><![CDATA[Tarihi pagan Avrupa halklarına kadar uzanan endüljans uygulamasının Ortaçağ’da yaygınlaşması tesadüfi değildir. İber Yarımadası’ndan Müslümanları çıkarmak için başlatılan Reconquista hareketi ve Kudüs’ü Müslümanlardan alma gayesiyle düzenlenen Haçlı Seferleri sırasında yeni mali kaynaklara ihtiyaç duyulmuştur. Ayrıca Papalığın ve ruhban sınıfının müsrifliğe varan harcamaları neticesinde başlangıçta gönüllülük esasına dayanan endüljans uygulaması 16. yüzyılda Papa X. Leo tarafından Hıristiyan inancının itikadî normlarından biri hâline getirilmiştir.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tarihi pagan Avrupa halklarına kadar uzanan endüljans uygulamasının Ortaçağ’da yaygınlaşması tesadüfi değildir. İber Yarımadası’ndan Müslümanları çıkarmak için başlatılan Reconquista hareketi ve Kudüs’ü Müslümanlardan alma gayesiyle düzenlenen Haçlı Seferleri sırasında yeni mali kaynaklara ihtiyaç duyulmuştur. Ayrıca Papalığın ve ruhban sınıfının müsrifliğe varan harcamaları neticesinde başlangıçta gönüllülük esasına dayanan endüljans uygulaması 16. yüzyılda Papa X. Leo tarafından Hıristiyan inancının itikadî normlarından biri hâline getirilmiştir.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Ömrün Bereketi, Bir Bereketin Ömrü</title>
		<link>https://www.derintarih.com/yazarlar/bir-omrun-bereketi-bir-bereketin-omru/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmail Kara]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 Jan 2026 14:25:19 +0000</pubDate>
				<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?post_type=writer&#038;p=11921</guid>

					<description><![CDATA[Kendine mahsus kanallarla işleyen ve nesilden nesle aktarılan şifahî kültürü, hüsnühat ve kısmen ebru-tezhip sanatı çerçevesinde, yazıya geçirmek ve anlatmak Uğur Derman Bey’e nasip oldu. Hem de Harf İnkılabı ve eğitim sisteminin getirdiği zorluklar ve zorlamalar başta olmak üzere ciddi kopmaların ve ilgisizliklerin yaşandığı bir kriz döneminde… Şimdilik dört cilt olan Ömrümün Bereketi kitapları dikkatle incelendiğinde ilki Mahir İz, ikincisi Necmeddin Okyay ve üçüncüsü Süheyl Ünver olmak üzere üç büyük hocanın bir ömrü nasıl bereketlendirdikleri bariz bir şekilde görülecektir.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kendine mahsus kanallarla işleyen ve nesilden nesle aktarılan şifahî kültürü, hüsnühat ve kısmen ebru-tezhip sanatı çerçevesinde, yazıya geçirmek ve anlatmak Uğur Derman Bey’e nasip oldu. Hem de Harf İnkılabı ve eğitim sisteminin getirdiği zorluklar ve zorlamalar başta olmak üzere ciddi kopmaların ve ilgisizliklerin yaşandığı bir kriz döneminde… Şimdilik dört cilt olan Ömrümün Bereketi kitapları dikkatle incelendiğinde ilki Mahir İz, ikincisi Necmeddin Okyay ve üçüncüsü Süheyl Ünver olmak üzere üç büyük hocanın bir ömrü nasıl bereketlendirdikleri bariz bir şekilde görülecektir.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bizden Size</title>
		<link>https://www.derintarih.com/yazarlar/bizden-size-20/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Taha Kılınç]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Dec 2025 09:13:59 +0000</pubDate>
				<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?post_type=writer&#038;p=11907</guid>

					<description><![CDATA[Yıllar önce ilk defa Sudan’ı ziyaret ettiğimde, insanının Türkiye’ye ve bizlere karşı içten muhabbetine oldukça şaşırmıştım. Hartum’da, Umm Durman’da ve Darfur’da izzet u ikramlarla karşılanmıştık. Her adım attığımız yerde, hiçbir resmî misyonumuz olmamasına rağmen, ayaklarımızın altına neredeyse kırmızı halılar seriliyordu. Hatta dönemin Devlet Başkan Yardımcısı, Hartum’daki devasa konağında beni ve arkadaşlarımı bizzat ağırlamış, önümüze kurduğu sofrada kuş sütünü eksik bırakmamıştı. Şahsımıza gösterilen ilginin tek sebebi, Türkiye’den geliyor oluşumuzdu. O ziyaret üzerimde öylesine derin ve kalıcı izler bıraktı ki, Sudan’ın özellikle son iki yüz yıllık tarihini dikkatli bir şekilde okumaya başladım. Çünkü muhatap olduğumuz bu samimi muamelenin bir sebebi ve arka&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yıllar önce ilk defa Sudan’ı ziyaret ettiğimde, insanının Türkiye’ye ve bizlere karşı içten muhabbetine oldukça şaşırmıştım. Hartum’da, Umm Durman’da ve Darfur’da izzet u ikramlarla karşılanmıştık. Her adım attığımız yerde, hiçbir resmî misyonumuz olmamasına rağmen, ayaklarımızın altına neredeyse kırmızı halılar seriliyordu. Hatta dönemin Devlet Başkan Yardımcısı, Hartum’daki devasa konağında beni ve arkadaşlarımı bizzat ağırlamış, önümüze kurduğu sofrada kuş sütünü eksik bırakmamıştı. Şahsımıza gösterilen ilginin tek sebebi, Türkiye’den geliyor oluşumuzdu.</p>
<p>O ziyaret üzerimde öylesine derin ve kalıcı izler bıraktı ki, Sudan’ın özellikle son iki yüz yıllık tarihini dikkatli bir şekilde okumaya başladım. Çünkü muhatap olduğumuz bu samimi muamelenin bir sebebi ve arka planı olmalıydı. Nitekim yanılmamıştım: 1800’lü yıllarda Osmanlı İmparatorluğu’nun etkisi ve nüfuzu Sudan’a kadar uzanmış, hatta ülke tarihinin o dönemi “et-Turkiyye” olarak kayıtlara geçmişti. Kızıldeniz, Nil havzası ve Sahra bölgesinde Osmanlı idaresiyle güç kazanan Sudan, sırf bunun hatırına bugün bile Türkiye’den gidenleri bağrına basmayı sürdürüyordu.</p>
<p><em>Derin Tarih</em>’in bu sayısında, çok sayıda uzman ismin mihmandarlığında, Sudan’a odaklandık. Bugün farklı ülkelerin birbirine karşı verdiği acımasız ve insafsız bir mücadelenin sahnesine dönüştürülen Sudan, “savaş” veya “insanî kriz” parantezine alınarak gündemin geri sıralarına itilebilecek bir ülke değil. Özellikle dosyamızın yakın tarihin dönüm noktalarına ışık tutan yazılarında, okurlarımız derin bir çerçevenin çizildiğini de görecektir.</p>
<p>Bu güzel ve nazenin ülkenin yeniden huzura kavuşması duamız eşliğinde, yeni sayımızda hayırla görüşmek üzere…</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hüsrev Paşa Türbesi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/yazarlar/husrev-pasa-turbesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Canan Aytaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Dec 2025 09:13:09 +0000</pubDate>
				<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?post_type=writer&#038;p=11906</guid>

					<description><![CDATA[Fatih’in Vatan Caddesi’ne inen yamacında bulunan Mimar Sinan eseri gösterişli türbe; Diyarbekir, Halep, Şam beylerbeyiliği görevlerinde bulunan ve Rumeli beylerbeyiliğine yükselerek ikinci vezir mertebesine ulaşan Deli Hüsrev Paşa tarafından yaptırılmış olup onun ismiyle anılmaktadır. İstanbul’un işlek bir muhitinde bulunmasına rağmen bugün harap halde olan türbenin kapısını aralayalım ve hali nicedir, sorup kendisinden dinleyelim.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Fatih’in Vatan Caddesi’ne inen yamacında bulunan Mimar Sinan eseri gösterişli türbe; Diyarbekir, Halep, Şam beylerbeyiliği görevlerinde bulunan ve Rumeli beylerbeyiliğine yükselerek ikinci vezir mertebesine ulaşan Deli Hüsrev Paşa tarafından yaptırılmış olup onun ismiyle anılmaktadır. İstanbul’un işlek bir muhitinde bulunmasına rağmen bugün harap halde olan türbenin kapısını aralayalım ve hali nicedir, sorup kendisinden dinleyelim.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bulgaristan’da Bir Gülistan: Kazanlık</title>
		<link>https://www.derintarih.com/yazarlar/bulgaristanda-bir-gulistan-kazanlik/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ayhan Demir]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Dec 2025 09:12:16 +0000</pubDate>
				<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?post_type=writer&#038;p=11905</guid>

					<description><![CDATA[Tarih boyunca çeşitli milletlere ev sahipliği yapan Kazanlık, Osmanlılar tarafından askerî bir kale olarak kurulmuştu. Geleneksel el sanatlarını bünyesinde barındıran bu güzide Osmanlı şehri, asırlar boyu isyanlara ve savaşlara da sahne olmuştu. Her geçen gün göç veren ve günümüzde artık yok denilebilecek kadar Türk’ü bünyesinde barındıran da bu kadim Osmanlı şehri, ayakta kalabilen tarihî eserleri ve mâzisiyle geçmişe perde aralamaya devam ediyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tarih boyunca çeşitli milletlere ev sahipliği yapan Kazanlık, Osmanlılar tarafından askerî bir kale olarak kurulmuştu. Geleneksel el sanatlarını bünyesinde barındıran bu güzide Osmanlı şehri, asırlar boyu isyanlara ve savaşlara da sahne olmuştu. Her geçen gün göç veren ve günümüzde artık yok denilebilecek kadar Türk’ü bünyesinde barındıran da bu kadim Osmanlı şehri, ayakta kalabilen tarihî eserleri ve mâzisiyle geçmişe perde aralamaya devam ediyor.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İngiliz Doğu Hindistan Şirketi İçin Askerî Bir Kriz: Vellore İsyanı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/yazarlar/ingiliz-dogu-hindistan-sirketi-icin-askeri-bir-kriz-vellore-isyani/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Deniz Çıkılı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Dec 2025 09:11:24 +0000</pubDate>
				<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?post_type=writer&#038;p=11903</guid>

					<description><![CDATA[10 Temmuz 1806’da meydana gelen Vellore İsyanı, İngiliz Doğu Hindistan Şirketi yönetiminin yol açtığı tartışmalı hadiseler arasındadır. Bu isyanı dikkat çekici kılan en önemli noktalardan biri, kalkışmanın şirketin kendi ordusunda görev yapan ve “sipahi” adı verilen yerli askerler tarafından gerçekleştirilmiş olmasıdır. Şirket için askerî bir kriz anlamına gelen bu durum, aynı zamanda sömürge yönetiminin temellerini sarsan bir hadiseydi. Zira Şirket, bölgedeki geniş toprakları denetim altında tutmak için yerli askerî unsurlara muhtaçtı.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>10 Temmuz 1806’da meydana gelen Vellore İsyanı, İngiliz Doğu Hindistan Şirketi yönetiminin yol açtığı tartışmalı hadiseler arasındadır. Bu isyanı dikkat çekici kılan en önemli noktalardan biri, kalkışmanın şirketin kendi ordusunda görev yapan ve “sipahi” adı verilen yerli askerler tarafından gerçekleştirilmiş olmasıdır. Şirket için askerî bir kriz anlamına gelen bu durum, aynı zamanda sömürge yönetiminin temellerini sarsan bir hadiseydi. Zira Şirket, bölgedeki geniş toprakları denetim altında tutmak için yerli askerî unsurlara muhtaçtı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
