Veda

2012 Nisan’ında yola çıkarken bu sayfada okuduğunuz yazı “Bir mendil niye kanar?” sorusunu başının üstünde kırılmasından korktuğu bir emanet gibi taşıyordu. Bu ülkenin gövdesinde içten içe kanayan bir tarih yarası olduğunu bilmeyen yoktu ama çoğunluk böyle bir derdi yokmuş gibi yapıyor, hatta yokluğun amigoluğuna soyunan dahi çıkıyordu. Lakin biz onlar gibi olmamalıydık. Müslümanca bir ferasetle delerek bakmalıydık tarihe. İslam’a ve Osmanlı’ya oynanan “büyük oyuna” karşı ikaz etmeliydik okuru. Sahte kahramanları deşifre etmeli, meydanı hakiki yiğitlere açmalıydık. Bize rehber olarak sunulan Batı’nın maskesini indirmeli, altındaki çirkin yüzü gösterebilmeliydik. Ve tarihin kanlı mendilini mazlumların gözyaşlarıyla yıkamalıydık. Karabekir Paşa’nın “19 Nisan 1919’da Trabzon’a...

Kritik Dönemlerde İtimat Ve Din

Salgın ortamı ülke içi dostluk ve dayanışmayı ne denli arttırdıysa, ülkeler arası güveni de o denli sarstı. Daha doğrusu, saygınlık ve güvenilirliği kendinden menkul nice büyük siyasî organizasyonun hiç de itimada şayan olmadıkları anlaşıldı. Aşı bir yana, maske gibi basit konularda bile ülke yönetimlerinin ne kadar bencil ve çıkarcı oldukları meydana çıktı. Salgının ferdî düzlemde yol açtığı nefs muhasebesi, örgütsel düzlemde pek görülmedi. Noam Chomsky pandemi vesilesiyle çocukluğunun atom bombalı acılı günlerine geri döndüğünü, çocukluk korkularının galiba tamamen yersiz olmadığını dile getirdi. Mesela Trump’ı dinlerken gözünün önüne o zamanki Hitler’in geldiğini ve bu fikirsiz sosyopatların insanlığın uçuruma doğru ilerlemesini hızlandırdıklarını...

Osmanlı Şehzadelerine Teklif Edilen Taçlar

Monarşi 20. asra gelinceye kadar kimsenin aksini tasavvur bile etmediği bir idare tarzıydı. Bir memleketin başında burayı yurdu bilen, halkı da ailesi olarak gören bir hükümdar olmalıydı. Bunun için o milletin içinden çıkmış ve kahramanlıklar gibi tarihî ananelerle karizma kazanmış bir aile hükümdarlık mevkiini işgal etmeliydi. Nitekim böyle bir millî hanedana sahip devletler uzun ömürlü olmuş (Polonya, Venedik gibi), olmayanlar ise sıkıntı çekmiştir. 19. asrın siyasî konjonktüründe çeşitli maksatlarla kurulan yeni ulus/tampon devletlerde, eğer (Sırbistan gibi) millî bir hanedana sahip değillerse, hükümdarlık makamını kimin işgal edeceği bir mesele olmuştu. Büyük devletler denge siyaseti adına kendi menfaatlerini de gözeterek Belçika, Yunanistan,...

Sultan Melikşah’ın Hayatından 10 Örnek Davranış

Köylü ile Sultan Melikşah Bir gün bir köylü ağlayarak Sultanın yanına geldi, ondan yardım istedi: “Ben birkaç dirheme birkaç karpuz almıştım, daha başka param da yoktu. Onları satıp çoluk çocuğumun rızkını temin edecektim. Üç gulam beni tuttu ve karpuzları benden zorla aldılar.” Bunun üzerine Sultan ona, “Otur!” dedi ve gulamları tanıyıp tanımadığını sordu. Tanımadığını söyleyince bir ferraş (odacı) çağırıp, “Canım bir karpuz istiyor” dedi ve askerlerden karpuz istemesini söyledi. Ferraş gidip yanında bir karpuzla döndü. Sultan ona karpuzu aldığı şahsın huzuruna getirilmesini emretti. Hemen getirdiler. Sultan o askere, “Bu karpuzu nereden aldın?” diye sordu. Asker, “Kölelerim getirdi” diye cevap verdi....

Kardeş

Antep sokaklarında oynarken sık sık düşer, dizlerini kanatırdı. Ağlardı, teselli ederdim. Göz yaşları içime akardı. Sonra trenle Eskişehir’e varış. Tünellere girdiğinde kompartımanın perdelerini koparırcasına indirişimiz (sonunda kopmuştu), bir çuval hıttı yiyişimiz, yüzlerimiz kararmış vaziyette Bursa garajına inişimiz, sırtımızda çantalarla karşıdan karşıya geçerken yere kapaklanışım, bu defa onun beni kaldırmaya çalıştığı Ağustos ânı… Sonra Bursa… Ve ahşap evlerin ekşi kokulu merdivenleri. Taş sokaklarında koşmaz, uçardık. Evlerin bahçesinden ayva kopartır, dut silkelerdik. Döngel ve incirle sonbahara dönerdi mevsim, erikle bahara. Mektep yıllarımız, yaz tatillerimiz, askerliklerimiz, evlenmelerimiz, çoluk çocuğu karışmalarımız, onun Urfa’ya dönmesi, benim İstanbul’a gitmem, Bursa büyüsünün çözülmesi… Derken baba ve annelerimizi...

Yakın Tarih’in Dehşet Makinesi: İstiklâl Mahkemeleri

Charles Dickens’in belki de en iyi romanı olan, vefa ve fedakârlık üzerine yazılmış İki Şehrin Hikayesi’ni okuyanlar bilir. Fransız İhtilali’nin o dehşetli günlerinde eski rejimin adamı olarak görülenler, basit halk mahkemelerine çıkarılmakta, kendilerine müdafaa imkânı bile verilmeden itham edilip giyotine gönderilmekteydiler. Romanda mahkemeler tasvir edilirken, en ön sırada oturup bir yandan örgü örerken, bir yandan da “İdam!” diye bağıran halk temsilcisi sevimsiz Madame Defarge figürü dikkat çeker. Bu, hak ve adalet tanımayan, acımasız komitacı tipinin emsalsiz bir numunesidir. Her inkılap/ihtilal muhaliflerini sindirmek üzere çeşitli tedbirler almıştır. Fransa’da, Rusya’da, Çin’de, Almanya’da da böyle olmuştur. Ankara hükümeti de 1793 tarihli Fransız İhtilal...

Abd’nin Yerini Çin mi Alacak?

Ulusların veya devletlerin yükseliş ve düşüşlerinden söz etmek Soğuk Savaş sonrası dönemde akademik bir modaya dönüştü. Önce, düşenlerin sosyalist ülkeler/uluslar olduğu fazlaca dillendirilse bile, esas düşmekte olanın o çok heybetli gözüken “Amerikan İmparatorluğu” olduğu gün geçtikçe netleşmeye başladı. Tabiat boşluktan hazzetmediğine göre, düşenlerin yerini yeni güçlerin alması gerekiyordu. Son 30 yıllık gelişmeler, Çin’in dünya sisteminde hegemonik rol oynamaya en güçlü aday olduğunu gösterdi. Adaylık sürecinin de en az 30 yıl sürebileceği tahmin edilmekte ve devir teslim töreninin “kanlı mı, kansız mı” olacağı tartışılmaktadır. Muhtemel gelişmelerin hem ulusal hem de küresel ekonomik/politik düzenlerimizin ne ölçüde hayrına olacağı da ciddi birer tartışma...

Hz. Muhammed’in (Sas) Hayvan Hakları Şuuru

Hz. Peygamber (sas) döneminde et ve süt gibi gıdaların tedariki yanında hayvanların yünlerinden faydalanılıyor, deri ve kemikleri çeşitli eşyaların yapımında hammadde işlevi görüyordu. Bazı hayvanlar ise güvenlik amacıyla evcilleştirilmişti. Allah Elçisi’nin varlığa ilişkin temel yaklaşımı israf etmemek ve zarar vermemekti. Bu prensip üzerine inşa edilen duruşu esasen vahye dayanır. Bu yaklaşımın uygulamalarına da yansıdığı görülür. Hayvanlara işkence edilmemesi, taşıyamayacakları kadar ağır yükler yüklenmemesi gibi genel uyarılarından söz etmek mümkün. Ayrıca et ihtiyacı için boğazlarken dahi acı çekmemelerine dikkat edilmelidir. Bunların dayandığı temel prensip ise merhamettir. Allah Elçisi hapsettiği bir kedinin açlıktan ölümüne sebep olduğu için geçmişte bir kadının cehennemlik olduğunu...

Köy Enstitüleri Ve 1945 Krizi

Türkiye’nin derinden yaşadığı “1945 krizi” üzerinde yeterince durulmamıştır. Gerçekte bu kriz sona erdiğinde Türkiye Cumhuriyeti ikinci kez kurulmuş olacak ve demokrasiye giden beş yıllık “kısa yol” rejimin karakterini baştan sona değiştirecektir. Nitekim 14 Mayıs 1950 seçimlerinde 27 yıldır ülkenin kaderine tahakküm eden CHP, halkın iradesiyle iktidardan uzaklaştırıldığında Halide Edip bu günün “Demokrasi Bayramı” ilan edilmesini isterken, Atsız gibi “Türkiye Cumhuriyeti 1950 yılında kurulmuştur” diyenler de az çıkmamıştır. İşte devrin Cumhurbaşkanı İnönü’nün damadı Metin Toker’in “1945 kâbusu” demeyi tercih ettiği bu keskin dönüş sürecinde Altı Ok’un anayasadan çıkarılmasından tutun da Köy Enstitüleri gibi tersine dönmeye çalışan çarkın dişlileri arasında un ufak...

Peygamber Efendimiz(Sas)’İn Büyük Dedesi Haşim Ankara’ya Kadar Gelmişti

Anadolu kadim tarihi, maddî ve manevî birikimiyle insanlık hafızasının şekillendiği coğrafyaların başında gelir. Ankara ise heybetli kalesi ve İç Anadolu bölgesini örümcek ağı gibi saran yolların kavşak noktasına kurulmasından dolayı stratejik bir öneme sahip. Mu‘cemü’l-Büldân adıyla bilinen önemli bir şehir ve mekân adları ansiklopedisi telif etmiş olan Yâkût el-Hamevî (Hamalı Yakut) (ö. 1229) şehrin adını “Ankira” şeklinde kaydettikten sonra “Ankûriye” denildiğini de ekler. Kaynaklarımızda Ankara adını taşıyan başka yerlerden de bahsedilir. Bunlardan biri Irak’ta Kûfe civarında, Hire yakınlarındadır. Ayrıca Şam bölgesinde Ankara denilen bir yer olduğundan da söz edilir. İslamdan önce Arap kabilelerinden İyad, Sasani hükümdarı tarafından topraklarından sürülünce Ankara’ya...

Derin Tarih