Düşünen Tarih

Bizde umumi bir hastalık gibidir: Tarihçiler malzemeleri üzerinde düşünmeyi, felsefeciler de tarih okumayı pek sevmez. Bu yüzden tarihçilerimiz muazzam bir felsefe laboratuvarı olan tarih platformu üzerine balyaları yığmaya çabalarken, aynı malzeme yığını, onları ayıklayıp değerlendirecek felsefe adamlarının lakaydisine toslar. Kaybeden biz oluruz. Felsefe tarihi derslerinde Leibniz monadolojisiyle, sonsuz ufaklar (infinitesimal) buluşu ile, mümkün dünyaların en iyisi teorisiyle vs. okutulurken, Fransa kralına yazdığı risalesinde Osmanlı topraklarının işgalinin Mısır’dan başlatılmasını tavsiye ettiği es geçilir. Halbuki filozof Leibniz ile kraldan para koparmaya kalkan çıkarcı Leibniz aynı elmanın iki yarısıdır. Bizde klasik felsefe tarihi kitaplarında ayakları yerden kesilmiş filozofların “arka bahçesi” anlatılmaz. Tarihçiler ise...

Mustafa Kemal Saraya Neden Damat Olamadı?

Şehzade Selim’in kardeşleriyle -özellikle de Şehzade Ahmed ile- arasındaki saltanat mücadelesi, onun babasına isyanı yönünde yorumlanmış ve bu algı Şehzade Selim hakkında birtakım yanlış kanaatlerin oluşmasına yol açmıştır. Kardeşleri Ahmed ve Korkut kadar taht üzerinde hak sahibi olmasına rağmen Şehzade Selim’in bu mücadelede suçluymuş gibi gösterilmesi bir haksızlık olarak görülmelidir. Sultan II. Bayezid yaşlılığı ve hastalığı sebebiyle devlet işlerini yürütemez hale gelmiş, yönetimi vezirlere bırakmış, onlar işleri yürütemeyince ülke anarşi ve kargaşa içinde kalmıştı. Sultan bu nedenle tahttan çekilmek istedi. Taht mücadelesine girişen üç oğlundan en büyüğü Ahmed Amasya, ortanca oğlu Korkut Antalya, en küçük oğlu Selim ise Trabzon sancakbeyliğinde...

Girişimcilik, Din ve Hukuk

Din ile felsefe ticarî girişimciliğe çoğu zaman kaş çatmış gibidirler. Eski Yunan filozofları genel olarak tüccara karşı mesafeliydiler. “Ilımlı kazanç” normal sayılsa da, Eflatun veya Aristo gibi filozoflar başta olmak üzere, Yunan dünyasının düşünürleri ticaret karşıtı bir erdem anlayışına sahiptiler. Girişimci, onların gözünde hep kuşkulu bir kişilikti. Aynı kuşkulu tutumu, Ortaçağ İslam dünyasının en önemli düşünürlerinden biri olan İbn Haldun’da da görüyoruz. Mukaddime yazarına göre büyük kişisel servetler çalışmakla, dürüst ekonomik yollarla elde edilemez. Dolayısıyla, girişimciler esastan şüpheli tiplerdir. Fakat Müslüman bilginler genelde ticaret ve girişimciliğe olumlu bakmışlardır. Sebebi basit: Toplumları dinamik kılan en önemli nitelik “uzmanlaşma”dır. Sosyal hayatta yetkinlik...

Hz. Muhammed’in (sas) İşi Ehline Verme Prensibi Neden Sürdürülemedi?

Hz. Peygamber (sas) ve ashabının ihtimam gösterdiği ehliyet prensibine sonraki dönemlerde yeterince ehemmiyet verilmediği anlaşılmaktadır. Bu prensibe riayet edildiğinde toplumda refah ve memnuniyet artarken, önemsenmediği dönemlerde liyakatsiz görevlilerin hoşnutsuzluğa yol açan hatalar yaptıkları bir gerçektir. Bu sebeple göreve getirilecek kişilerin hakkaniyet ve adalet ölçülerini esas alan objektif kriterlerle belirlenmesi önemlidir. Dinî bir kavram olarak ehliyet, kişinin sorumluluk üstlenme ve haklarını kullanma yetkinliğini ifade eder. Örneğin dinî sorumluluk, o sorumluluğu üstlenebilecek yeterliliğe sahip olmayı gerektirir. Ehliyet kişiye yetki vermeyi sağladığı gibi onun dinî ve hukukî mesuliyeti yerine getirebilecek vasıflara sahip olduğunu da göstermektedir. Bir kişinin ibadetle mükellef tutulmasından evlilik ve ticarete...

Yavuz Kürtlere Beddua Etti Mi?

Güya Yavuz Sultan Selim Çaldıran seferine giderken Muş’ta yaptırdığı çeşmeyi dönüşte harap vaziyette bulmuş; bunun üzerine de aşağıdaki mısraları kendisi kaleme aldırarak çeşmenin üzerine yazdırmış. Şiirin anlamı 1999’da Hasan Pulur’un bir yazısında (hangi yazı?) dile getirilince çeşmenin üstündeki kitabe işgüzar yetkililer tarafından silinmiş! Çeşmenin kitabesinde güya şunlar yazılıymış: Kürde fırsat verme ya Rab dehre sultan olmasın Ayağını çarık sıksın karnı bile doymasın Vur sopayı al haracı asla iflah olmasın Ol bu çeşmeden gâvur içsin, Rum içsin Kürde nasip olmasın. Bu müthiş(!) şiiri okuyup sersemlemiş olan okurlarım heyecanla soruyor: Acaba bu bilgi doğru mu? Yavuz Kürtlere böyle beddua etmiş olabilir mi?...

Anadolu’nun Şiileşmesini Önleyen Zafer: Çaldıran

Yavuz Sultan Selim tahta geçtikten sonra (1512) Eflak, Boğdan, Macar, Venedik, Mısır hükümetleriyle sulh yaparak hükümdarlığını teminat altına aldı ve yüzünü şarka çevirdi. Daha Trabzon’da vali/şehzade iken, Safevi İran/Azerbaycan hükümdarı Şah İsmail’in Anadolu’daki faaliyetlerini yakından takip ediyordu. Hatta babasıyla yaşadığı zıtlığın esasında da sulhsever Sultan II. Bayezid’in hadiseye gerekli ehemmiyeti vermemesi yatıyordu. 1511’de Anadolu’yu kasıp kavuran Şahkulu isyanının acı hatıraları hafızalarda pek tazeydi. Asırlar evvel Şii Büveyhoğullarının Bağdat’ta ve Fatımilerin Kuzey Afrika’daki zalimane faaliyetleri de henüz unutulmadığı için bütün ehl-i sünnet efkâr-ı umumiyesinde büyük bir endişe hâkimdi. Şah ve adamlarının vahşiyane hareketleri karşısında herkes dehşet içinde kalmıştı. Sultan Selim’in yeğeni...

Yavuz’un Mısır Seferi

Yavuz Sultan Selim kısa süren hükümdarlığına önemli zaferler sığdırmış, Asya ve Avrupa’daki Osmanlı hâkimiyetini Afrika kıtasına da ulaştırmıştı. Saltanatının ikinci yılında Safeviler ile yaptığı Çaldıran Muharebesi’nden (1514) sonra Mısır’a yönelmiş, Memlûk ordusuna karşı önce Mercidâbık (1516) ve sonra Ridâniye’de (1517) galibiyet elde etmişti. Osmanlı-Memlûk ilişkileri Sultan II. Bayezid devrinde dostane bir şekil almıştı. 1490 yılında Memlûklar ile Osmanlılar arasında, Portekiz tehdidine karşı bir anlaşma imzalanmış ve sonrasında Bayezid ile Memlûk Sultanı Kansu Gavri (1501-1516) arasında iyi ilişkiler kurulmuş; Osmanlı Devleti, Portekiz tehdidi altındaki Mısır sultanına yardım dahi göndermişti. Ancak bu dostluk Yavuz Sultan Selim’in tahta çıkmasıyla bozulacaktı. Filistin, Suriye ve...

İslam Fetih Politikası Savaş ve Zaferden İbaret Değildi

Allah’ın Elçisi (sas) döneminde İslam, doğduğu Hicaz bölgesinden Arabistan’ın diğer bölgelerine yayılmaya başlamış; Resulullah vefat ettiğinde Müslümanların hâkimiyeti güneyde Yemen’e, doğuda Bahreyn’e, kuzeyde Irak ve Biladü’ş-Şam sınırlarına dayanmıştı. Hz. Peygamber’in Müslümanları tebliğle görevlendirilmesi neticesinde başlayan süreç, 13 yıllık Mekke döneminde genellikle birebir tebliğde bulunularak yürütüldü. 10 yıllık Medine döneminde ise başta Kureyşliler olmak üzere müşriklerle ve Yahudilerle çatışma dönemleriyle devam etti. Nihayet 11 Ocak 630 tarihinde barış yoluylagerçekleştirilen Mekke’nin fethi, Arabistan’da İslamın yayılması açısından bir dönüm noktası olmuştur. Müslümanlar Mekke’nin fethinden yaklaşık iki yıl önce Hz. Muhammed’in Mekke müşrikleriyle akdettiği Hudeybiye Antlaşması’nın şartlarını ağır bularak muhalif olmuşlardı. Antlaşmadan sonra nazil...

Artık Müsterihiz; Fatih ve Akşemseddin Huzurlu

İstanbul’un fethi Osmanlıların Kızıl Elma’sı idi, Ayasofya’nın açılması da Cumhuriyet döneminde milliyetçi-muhafazakar camianın Kızıl Elma’sıydı. 1970’li yılların ortalarında fikri intibahım ilk başladığında kulağıma çalınan ilk sloganlardan biri “Zincirler kırılsın, Ayasofya açılsın” oldu. Üstad Necip Fazıl’ın “Ayasofya Hitabesi” ile derinden sarsıldık. Rahmetli babamın mütevazı kütüphanesinde bulunan kapağı kopuk bir kitabın üzerinde “Ayasofya Davası” yazıyordu ve bu, 60’ına merdiven dayamış elime değen ilk kitaplardan biriydi. Velhasıl Ayasofya aşkı, sevdası, tutkusu, ne derseniz deyin, tıpkı Fatih Sultan Mehmed gibi ona görmeden ve tek taraflı âşık olmak gibi bir “hüzn-i umumi” manzarası arz ediyordu. Ayasofya’nın cami olarak açılmasına vesile olanlardan İsmail Kandemir’i artık tanıyorsunuz....

Devlet, Aydınlar ve 28 Şubat Ruhu

Ayasofya’nın müzeden tekrar camiiye dönüştürülmesi üzerine Türkiye’de devlet, aydınlar ve toplum arasındaki ilişki biçimi yeniden tartışma gündemimize girdi. Girdi ama ne yazık ki medyatik kafanın çıkardığı gürültüden, akademik ve sistemik kafanın sesi işitilemez durumda. Malûm ‘Üç Kafa Modeli’mi hatırlatayım: Medyatik Kafa, günlük düşünür; zaman ufku birkaç haftadan birkaç yıla kadardır. Haydi mülayim davranıp 10 yıl diyelim. Akademik Kafa, yıllık düşünür; zaman ufku birkaç yıldan birkaç onyıla kadardır. Yaklaşık 100 yıl diyelim. Sistemik Kafa, sistem çapında ve asırlık düşünür. Zaman ufku ortalama 1000 yıl diyebiliriz. Mesela, içinde yaşadığımız Kapitalist dünya sisteminin anlamlı bir tahlili için uygun zaman çerçevesi Immanuel Wallerstein için...

Derin Tarih