21 Maddede Milliyetçiliğin Manifestosu

1- Milliyetçilik bizler için her şeyden evvel vatanseverliktir ama şuurlu ve sorumlu bir vatanseverlik! 2- Vatanseverlik, elbette ki heyecanlı bir hissiyattır ve bu olmaksızın hiçbir millî inşâ gerçekleştirilemez; ama bundan ibâret de görülemez. Vatanseverlik, aklî-zihnî ve vicdânî muhâkeme gerektiren târihî ve coğrafî bir şuurdur aynı zamanda. Vatanseverlik, milletin kimlik ve bekâsı kadar, vatanın toprağına, havasına, suyuna da bekâ ve hüviyet meselesi olarak bakmaktır; yâni, tabiattan târihe kadar korunması gereken her türlü zenginliği tahrip ve yâhut talan etmemektir, ettirmemektir. Bir milletin kimliği, zaman ve mekândaki derinliği kadar değer ifâde eder; târihsiz ve coğrafyasız bir kimlik iddiası, boş ve mânâsız bir hezeyandır....

Türk Milliyetçiliği Ve Atatürk Milliyetçiliği

Dosyamızı okuyunca görecekleriniz Türkçü-Milliyetçi-Mukaddesatçı akımın Kemalizm gibi bir derdinin artık kalmadığı ve onun Nihâl Atsız, Dündar Taşer, hatta Alparslan Türkeş kadar olsun eleştirisine güç yetiremeyecek hale geldiği gibi karamsar bir sonuca bizi götürür mü? Kimseyi kırmak, gücendirmek istemiyorum ama tespitime göre tarih Türkiye’de -hep olduğu gibi- güncel hadiselerin seyrine göre şekil ve suret değiştiriyor. Aslında değişen tarih değil, onun algılanışı. Tarihimiz üzerine II. Meşrutiyet’ten itibaren muazzam bir algı operasyonu yapılmıştır, günümüzde yaşadığımız da operasyonun hız kesmeden devam ettiğidir. Geçen ay Sol’un Kemalizm karşısındaki ikircikli tutumunu ele almıştık. Tek Parti diktatörlüğünde cinayetler, hapisler, sürgünler, sansürler, susturmalar gibi kılıklar altında cereyan eden...

Türk-İslam Matematik Tarihinde Öncü Bir Âlim Sâlih Zeki Ve Eseri Âsâr-I Bakiye

Sâlih Zeki, 1864’te İstanbul’da mutevazı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası Boyabatlı Hasan Ağa, annesi Saniye Hanım’dır. Küçük yaşta anne ve babasını kaybeden Sâlih Zeki, büyükannesi tarafından büyütüldü. İlk önce mahalle mektebine verildi; ancak pek çok deha gibi aşırı yaramazlıklarından dolayı okumaya niyeti olmadığı gerekçesiyle okuldan uzaklaştırıldı. Sonrasında o dönemde yeni açılan, öksüz, yetim ve Müslüman çocukların eğitim gördüğü, önemli bir eğitim kurumu olan Dârüşşafaka’ya yazdırıldı. Burada parlak bir öğrenci olarak eğitimini sürdürürken, büyük bir rastlantıyla dönemin önemli matematikçilerinden Mehmed Nâdir Bey’den ders aldı. Nâdir Bey bu genc talebedeki buyuk kabiliyeti fark edip onunla yakından ilgilendi. Bunu Mehmet Nâdir’in,...

İslam Tarihi Literatüründe Bir Kılavuz: Prof. Dr. Hakkı Dursun Yıldız

27 yıl önce, 23 Ekim 1992 tarihinde aramızdan ayrılmış olan Hakkı Dursun Yıldız, 1937’de Artvin’in Şavşat ilçesine bağlı Karaağaç köyünde dünyaya geldi. Hayata gözlerini açmadan birkaç ay önce babası vefat etmiş olduğundan annesi ve dedesinin gözetiminde büyüdü. İlkokulu doğduğu köyde, ortaokulu Şavşat’ta, liseyi Artvin’de tamamladı (1957). Aynı yıl İstanbul’a gelerek Çapa Yüksek Öğretmen Okulu’na kayıt oldu. Aynı zamanda İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü derslerine de devam eden Yıldız, 1960-61 öğretim yılında bu fakültenin Ortaçağ Tarihi Kürsüsü’nden mezun oldu. Aynı yıl Ortaçağ Tarihi Kürsüsü’ne asistan olarak tayin edildi. Bu sırada Ortaçağ Tarihi çalışmaları için gerekli olan Arapça lisanını öğrenmeye başladı.

Kemalizm Hiçbir Zaman Sosyalizm Olmamıştır

Türkiye Cumhuriyeti üç dünya arasında kurulmuş bir merkezî devlettir. Avrupa’nın yanında Avrupa modeline yakın bir devlet kurulmuştur ama Batı tipi liberalizm kabul edilmeyerek Avrupa’nın dışında kalınmıştır. İslam dünyasının içinde Müslüman halk çoğunluğuna dayalı bağımsız bir devlet kurulmuştur ama devlet İslam devleti değil, laik bir yapıdadır. Sovyetler Birliği’ne komşu ve sınırdaş olarak oluşturulurken sosyalist sistem benimsenmemiştir. Bir anlamda Türkiye, jeopolitik yapısına uygun olarak üç dünya arasında merkezî bir yapıda ortaya çıkmıştır. Ulus devlet olmasına rağmen dünyada başka hiçbir devlette olmayan özelliklerle tarih sahnesine çıktığı için “Kemalist Cumhuriyet” diye anılır. Devletin kuruluş sürecinde ortaya çıkan bir yapılanma olan Kemalizm, önce Türk devletinin...

Fikret Başkaya: Kemalizm Bir Burjuva İdeolojisidir Ve Burjuva İdeolojisinin Çapı Ne Kadarsa Kemalizmin Çapı da O Kadardır

KONUŞAN: HAVVA AKDAĞ Paradigmanın İflası adlı kitabınızda İstiklal Savaşı’nın anti-emperyalist olmadığını, Kemalist rejimin aslında Bonapartizm olduğunu, lider kültünün ardına saklanmış bir burjuva sınıfı yaratma çabasının bulunduğunu, devlet eliyle modernleşmenin çok evvel başlatılmış olduğunu yazarak tabuları sarstınız. Tabiî bunları söyleyince başınız bir hayli derde girdi. Aradan çeyrek asra yakın bir zaman geçti. Bir değerlendirme yaptığınızda yazdıklarınızın toplumda karşılık bulduğunu söyleyebilir misiniz? Resmî ideolojinin zırhında bir gedik açabildi mi? Paradigmanın İflası 1991 yılının Nisan ayında yayımlandı. Aradan 30 yıla yakın bir zaman geçti ki, az değil. Bu zaman zarfında resmî ideolojide kayda değer bir aşınmanın olduğunu söyleyebiliriz. Fakat son dönemde İslamcı dalganın...

Solun Kemalizme Teslim Oluşu

“1950’lerde Nâzım Moskova’dadır. Radyolarda kendisini “Stalin’in yarattığı”nı söyledi. “Proleterya Diktatörlüğünün cisimlenişi (insan kılığına girişi) ölür ölmez, aynı Nâzım, uygun şiirleri ile Stalin’i lânetleyenlerden geri kalmadı.” Bir Hikmet (Kıvılcımlı) bir başka Hikmet’i (Nâzım) SSCB Genel Sekreteri’ne şikâyet ediyordu. Aynı şeyi Nâzım’ın da öbür Hikmet’e yaptığını tahmin edebiliriz. Solun tarihi Mustafa Suphi ve arkadaşlarının boğdurulmasından Zübeyde Hanım’ın kızkardeşinin torunu olan Reşat Fuat Baraner’in bizzat M. Kemal döneminde işkenceden geçirilmesine; çoğu CHP döneminde olmak üzere 22 yıl hapis yatan Kıvılcımlı’dan aynı dönemde 28 yıl hapis cezası alan Nâzım’a kadar Kemalizmle mücadele tarihi olarak başlamıştı. Oysa bugüne baktığımızda solun Kemalizm tarafından teslim alındığını hayretle...

Bizans Tarihi Tercümeleriyle Literatürde Çığır Açtı: Prof. Dr. Fikret Işıltan

15 Şubat 1915 tarihinde İstanbul-Beykoz’da dünyaya geldi. Babası Halid Bey askerî mümeyyiz ve Beykoz Kundura Fabrikası başkâtibi idi. İlkokula İstanbul Çamlıca’da Kısıklı İlk Mektebi’nde başladı. Birinci sınıfı burada okuduktan sonra babasının mesleği dolayısıyla diğer sınıfları Adapazarı, Hendek, Eskişehir ve tekrar Adapazarı’nda okudu. Beşinci sınıfı İstanbul Şark İdâdîsi’nde tamamladı. Ortaokulun birinci sınıfını yine Şark İdâdîsi’nde okuduktan sonra Kabataş Erkek Lisesi’ne geçti ve buradan 1933 yılında mezun oldu. 1933 yılı sonlarında kısa bir süre Mülkiye Mektebi’ne devam ettiyse de o sırada açılan Devlet Avrupa İmtihanını kazanarak aynı yılın sonunda yükseköğrenim yapmak üzere Almanya’ya gönderildi. Ülkemizde Dârülfünun’dan üniversiteye geçilip bu konuda reformların yapıldığı...

“İstihbarat Merkezinin Yıldız Sarayı Olması Devletin Elini Güçlendirmiştir”

Kitabınızda Abdülhamid devri için, “Dönemin istihbarat sistemi kimileri için devletin iç ve dış düşmanlarla çevrili olduğu bir dönemde otoriter bir iktidarın sembolüdür, kimileri için ise denetim ve ahlak boşluğundan kaynaklanan ispiyon ve gammazlık düzenidir” diyorsunuz. Bu yaklaşımları göz önünde bulundurarak, dönemle ilgili sağlıklı bir değerlendirme yapmak mümkün mü? Aslında Sultan Abdülhamid devri istihbarat sisteminin otoriter bir iktidarın parçası olduğu algısı, Cumhuriyet döneminde değil, 1908’de başlayan 2. Meşrutiyet döneminde ortaya çıkıyor. Çünkü Meşrutiyet döneminde iktidarda güç kazanmaya başlayan İttihat ve Terakki mensupları, Sultan Abdülhamid’in mutlakıyet sistemiyle uzun yıllar bire bir mücadele etmiş ve çoğu kez bu sistemin istihbarat ağına takılmış kadrolardan...

Kangreleşen Meselelerimiz ve Lozan

Gariptir, resmî tarihin özellikle “Gazi” kısmına toz kondurmayan ama İnönü’ye düşman olan Kemalist Cemal Kutay iş Lozan’a dayandı mı derhal silahlarını çeker ve ateş etmeye başlardı. İşte onlardan birisi: “Lozan asla Türk zaferinin bedeli ve hakiki karşılığı değildi. Eksikti, sayısız çukurları vardır, Millî Misak’ı asla tam olarak gerçekleştiremiyordu, alçak ve zalim bir düşmanın harab ettiği aziz vatanın yıkıcısına dünyada eşi görülmemiş bir mürüvvetle ihsanlarda bulunuyor, yıkılanın eski hâline gelmesi mükellefiyetini yorgun Türk milletinin omzuna yüklüyordu.” Kutay, 1964 yılında sağ olan Rauf Orbay’ın ağzından neden Lozan’ın eksiklerini ve yanlışlarını konuşmamız gerektiğini şöyle açıklar: “(Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nı kurmakla) Millî Misakımızda Lozan’da yapılmış...

Derin Tarih