Ne Söylense Az Gelir

“Bütün hayatında rüyasını gördüğü iki seyahat var ki, bunları yapamayacak: Hindistan ve İspanya seyahatleri. Bir mektupta, bu iki seyahatten sonra neler yazacağını okuyoruz: ‘… Nasip olursa, nisan içinde İspanya’ya giderek “Elhamra” harabesini görmek, sonra İstanbul’a gelmek gibi tasavvurlarda bulunuyorum. Zannederim, çok iyi bir şey olacak. Meşhûdâtımı yazar, bir manzume vücuda getiririm. Bir Müslüman şairi için o havaliyi, o âsârı ziyaret etmemek doğru değil. Mâmafîh, bu niyetimden kimseyi haberdar etme, anlıyor musun? “Elhamra”yı bizde yalnız Mithat Cemal yazdı, o da görmeyerek. Tabii görüldükten sonra yazılırsa daha etraflı olur. Hayırlısıyla bu yolculuk tahakkuk eder, sonra ihtisâsâtımı nazma da muvaffak olursam çok sevineceğim....

“Asim” Kitabi Nasil Bir Gelecek Tasavvuruna İşaret Eder?’’

Safahat’ın altıncı kitabı olan ve Süleyman Nazif’in “bir mucize-i şiir” ifadesiyle karşıladığı Asım kitabı şiirdeki başarılarından ötede aynı zamanda çağdaş Türk ve İslâm düşüncesinin tartışageldiği birçok problemi ve kavramı yeni çehreleriyle ele alıp müzakere eder. Bununla birlikte üçlü bir konuşma ve müzakere (muhavere) tarzında akan kitap, yaşanan zamanın ve geçmişin müzakere ve tenkidine dair

Avrupa Tarihindeki En Büyük Sıçramanın Yaşandığı Kıvılcımlı Yıllar

İnsanlık 1895’te elektrikli aydınlatmaya kavuşmuş, 1896’da bisiklet sürmüş, 1897’de daktilo kullanmış, 1898’de ise bir sinema filmi izlemişti. Birkaç yıl içinde de Freudyen analiz yapabilecek, uçakla seyahat edebilecek, jet motorunun çalışma prensiplerini, hatta uzay yolculuğunun prensiplerini anlayabilecekti. 2019 Haziran’ında kaybettiğimiz, dergimizin yazarlarından İskoç tarihçi Prof. Norman Stone’a göre Avrupa 1878 ile 1919 yılları arasında tarihte emsali görülmemiş bir hızla değişti. İki dünya savaşı ise bu değişimin tetiklediği fay hatlarıydı. Raflarda henüz yerini alan Dönüşen Avrupa (Ketebe) kitabından iktibas ettiğimiz aşağıdaki kısımlarda, Derin Tarih okurlarını mahir bir kalemden süzülen feraset yüklü satırlar bekliyor.

Misyonerlerin İstanbul’u Ağ Gibi Saran Çocuk Bahçesi Projesi

Resmî olarak yasaklansa da 1930’lardan 1940’ların başına kadar Amerikan misyonerleri Türkiye’deki faaliyetlerini farklı çatılar altında, yeni isimlerle sürdürdüler. Hedefte okul öncesi dönemdekiler dahil olmak üzere çocuklar vardı. 1931 yılında, yani inkılapların Anadolu insanına sert bir şekilde dayatıldığı ve aykırı davrananların katı cezalara çarptırıldığı bir dönemde kopardıkları izinle, İstanbul’da “Çocuk Oyun Bahçeleri” adı altında yaz okulları açan misyonerlerin bu faaliyeti Millî Eğitim Bakanlığı tarafından da takdirle karşılandı. Geçtiğimiz ay ilk bölümüne yer verdiğimiz yazının ikinci kısmını paylaşıyoruz.  

Dengeyi Bulmak

Dağıstan’ın Gimri köyüne, uzun ve zorlu bir yolculuğun ardından ulaşmıştık. İmam Şâmil’in doğduğu, çocukluğunu geçirdiği ve havasını soluduğu topraklardaydık nihayet. İlk izlenimlerim, hakkında okuduklarımı teyit ediyordu: İmam’ın çelik gibi karakterini ve işgale karşı direniş azmini, köyü çepeçevre kuşatan yalçın kayalıklarla örülü sarp dağlar şekillendirmişti. Gimri, coğrafyanın fıtrata tesirini en keskin biçimde hissettiğim yerlerden biri oldu. Öğle namazını İmam Şâmil’in dünyaya geldiği evin hemen yanındaki camide kıldık, belki de onun secde ettiği yerlere alnımızı koyarak. Yaşları bir asra yaklaşan Gimrili pîr-i fânilerle yan yana saf tutmak heyecan vericiydi. Kafkasların yakın tarihinde kim bilir hangi dönüm noktalarına şahitlik etmişlerdi? Yukarıdaki fotoğrafı, onların...

Şeyh Mansur’dan Şeyh Şâmil’e Müridizm

Kafkasya’da bağımsızlık mücadelesinin fitilini Müridizm hareketinin lideri Şeyh Mansur ateşlemişti. NakşibendÎliğin bir koluna intisap eden Çeçen asıllı Şeyh Mansur, Kafkas halklarını direniş için birleştirmeyi başardı. Onun şehit edilmesinden sonra imamlığı Dağıstanlı Gazi Muhammed devraldı. Üçüncü imam Hamzat’ın bir suikastla öldürülmesi üzerine hareketin sancaktarlığını Şeyh ŞÂmil üstlenecekti.  

Gayrimüslimlerin Müslümanlar Arasında Sınırları

Avrupa devletleri 18. yüzyıldan itibaren Osmanlı Devleti’ni zora sokmak, sömürgeciliği kolaylaştırmak, Hıristiyan misyonerlere destek çıkmak amacıyla gayrimüslimlerle ilgilenmeye başlayıncaya kadar büyük İslâm coğrafyaları ciddi sayıda gayrimüslim bir nüfus barındırmış ve Müslümanlar onlarla birlikte yaşamıştır. Gerek hukuk gerekse birlikte yaşamak bakımından bu vâkıa İslâm’a ve Müslümanlara mahsus bir istisnailiktir. Tanzimat’la birlikte gelen müsavat (eşitlik) politikaları ve yeni hukuk arayışları ise, bu hukukî-kültürel yapıları köklü bir şekilde değiştirmiş ve tektipleşmeye zorlamıştır.

Fatih Medresesi’nde Misyoner Dersleri

Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında resmen yasaklansa da Amerikan misyonerleri Türkiye’deki faaliyetlerini farklı isim ve yöntemlerle sürdürdüler. Hedef kitleleri bilhassa okul öncesi yaştaki çocuklardı. 1931 yılında, yani inkılapların Anadolu insanına sert bir şekilde dayatıldığı ve aykırı davrananların katı cezalara çarptırıldığı bir dönemde kopardıkları bir izinle “Çocuk Oyun Bahçeleri” adı altında İstanbul’da üç yaz okulu açtılar. Bunlardan biri de Fatih Medresesi’nde hizmet verdi. Türkiye’de dinî eğitimin yasaklandığı yıllarda, asırlarca Kur’an seslerinin yükseldiği Fatih Medresesi’nde artık misyonerler ders veriyordu.

Parantezlerin Arası

Saatler gece yarısından sonra 02.00’yi vururken uykularından uyandırıldılar. Kendilerine hızlıca giyinmeleri söylendi. Nihayet hazır olduklarında, tam 78 gündür dışarıyla irtibatları tamamen kesilmiş biçimde tutuldukları evin bodrum katına indirildiler. Başlarındaki nöbetçiye niçin yataklarından kaldırılıp bodruma indirildiklerini sorunca, aldıkları cevap ikna ediciydi: “Düşmanlar yaklaşıyor, güvenliğinizi sağlamak zorundayız!” Ancak az sonra daracık odaya silahlı adamlar doluştu ve komutanlarının emriyle, birden yaylım ateşine başladılar. Yalnızca yirmi dakika sonra, devrik Rus Çarı II. Nikolay, karısı Alexandra Fyodorovna, oğlu Aleksey ve kızları Olga, Maria, Anastasia ile Tatiana’nın cesetleri yerde yatıyordu. Takvimler 17 Temmuz 1918’i gösterirken; bir yıl önce devrilen ve ev hapsine alınan Çar ve ailesinin...

Miryokefalon İkinci Bir Malazgirt’tir

Selçuklu tarihi alanındaki çalışmalarıyla adını sıkça duyduğumuz İstanbul Üniversitesi Ortaçağ Tarihi Anabilim Dalı hocalarından Prof. Dr. Muharrem Kesik ile uzun süredir üzerinde araştırmalar yaptığı Miryokefalon (Myriokephalon) Savaşı’nın gerçekleştiği konumun tespitine dair bir röportaj yaptık. Yıllardır ihtilaf konusu olan bu savaşın yeri hakkında kesin bilgiler sunan Kesik ile çalışmalarının ayrıntılarını konuştuk, savaşın nerede cereyan ettiğini dinledik.

Derin Tarih