Bizden Size

Ellerini kaldırdıkça kaldırmıştı. “Bana verdiğin sözü ve ahdini tahakkuk ettirmeni bekliyorum!” diye yalvarıyordu, durmaksızın. Israrla kollarını yukarıda tuttuğu için, ridâsı omzundan düşüyor, ama o aldırmadan duayı sürdürüyordu. Karşı karşıyaydılar işte. Çok değil, iki sene önce kendilerini çok sevdikleri Mekke’den çıkaran kibirli ve inkârcı güruh, şimdi Bedir’de yalın kılıç karşılarındaydı. Hz. Peygamber, ilahî vaadin yerine gelmesi için ısrarla Rabbine yakarırken, melekler kılıçlarını çoktan kuşanmıştı. Ve elbette zafer, o bir avuç mü’minin olacaktı. Tarihler, hicrî ikinci yılın Ramazan ayının 17’nci gününü (12 Mart 624) gösteriyordu. * * * Çekilen onca sıkıntının ve verilen zorlu sınavların ardından, Müslümanlar akın akın Mekke’ye giriyordu. Kan...

İstanbul’u Kaybetmek Neden Kıyamet Alameti Oldu?

Doğu Roma İmparatorluğu’nun Hıristiyanlaşmasıyla birlikte Kostantiniye’yi kaybetme korkusunun kıyamet söylenceleriyle iç içe geçtiği görülür. 1453’te şehir Türklerin eline geçtiğinde halkın Ayasofya’da kıyameti beklemesi bundandır. Şehrin Osmanlı hâkimiyetine girmesiyle birlikte bu söylenceler Türkler arasında yayılmış ve bu defa mesiyanik rivayetlerle örülen İstanbul’u kaybetme korkusunu omuzlamak onların nasibine düşmüştür. Böylece kentin Türk ahalisi başına gelen her felaketi kıyamet alameti olarak görüp İstanbul’u tehdit eden her düşmanı Deccâl bildi.

Thomas Babington Macaulay’ın Eğitim Raporu

19. yüzyılda Hindistan’da askerî ve iktisadî tahakkümünün yanında eğitim İngiliz sömürgeciliğinin en etkili araçlarından biri hâline geldi. Bu toplumsal mühendislik girişiminin yol haritası ise Thomas Babington Macaulay’ın 1835 tarihli meşhur “Eğitime Dair Rapor”u tarafından çizildi. Macaulay’ın önerilerinin resmî bir eğitim politikası hâline getirilmesiyle birlikte 1835’te İngilizce Hindistan’ın resmî dili yapıldı. İngilizce eğitim veren modern okullar Batılı değerlerle barışık yerli bir sınıfın doğmasına yol açtı.

Cihangir Camii

Kanûnî Sultan Süleyman’ın en hassas mizaca sahip evladı Şehzade Cihangir, bedensel rahatsızlığı ve kırılgan ruhuyla Osmanlı tarihinde hüzünlü bir yer tutar. Rivayete göre ağabeyi Şehzade Mustafa’nın katli, Cihangir’in zaten zayıf olan bünyesini ve ruhunu derinden sarsmış, kısa süre sonra vefatına yol açmıştır. Kanûnî, oğlunun erken ölümünün ardından büyük bir keder yaşamış ve bu acıyı İstanbul’un siluetine kazımak istemiştir. Mimar Sinan’a yaptırılan Cihangir Camii, bu yasın ve baba sevgisinin mimariye yansımış hâlidir. İstanbul Boğaz’ına nazır konumuyla cami hem bir hatıra mekânı hem de Osmanlı tarihinin sessiz bir matem tanığı olarak varlığını sürdürür.

Bizden Size

Lise ikinci sınıfa giderken, edebiyat hocamız Zeki Bey, o günlerde yeni çıkmış bir kitabı elime tutuşturmuş ve “Bunu mutlaka okumalısın!” demişti. Değerli araştırmacı ve yazar Beşir Ayvazoğlu’nun, -kendi deyimiyle- “ışıltılı dünyalarına kapılarından baktığında bile gözlerinin kamaştığı” kırk ismin biyografisini konu edinen Defterimde Kırk Sûret adlı harika eseriydi bu. Nedendir bilmiyorum, o şahsiyetler içinden en çok Necmeddin Okyay hatırımda kaldı. Herhalde kendi dünyama onu çok yakın hissettiğimden… Aradan geçen yıllar içinde Necmeddin Okyay’a dair ne bulduysam okumaya başladım. Derken, bütün okuduklarımın beni aynı isme çıkardığını gördüm: Prof. Uğur Derman. Merhum Okyay’ın en yakın ve en uzun süreli talebesiydi kendisi ve Okyay’la...

Harem-i Hümâyun’da Musiki – 5

Pek çok sahada Batılılaşma hamlelerinin gözlemlendiği Sultan II. Mahmud devrinde Avrupa devletlerinin askerî mızıka takımı örnek alınarak Muzıka-yi Hümâyun kurulmuştur. Giuseppe Donizetti’nin öncülüğünde yürütülen çalışmalar sayesinde bu kurum kısa sürede askerî bando olmanın ötesine geçerek âdeta bir konservatuvar hüviyeti kazanır. Sultan Abdülmecid döneminde Batılı tarzdaki müzik faaliyetleri sürdürülmüş; haremdeki kadınlardan oluşan 80 kişilik bir teşkil edilmiştir. Sultan Abdülaziz ise icra ettiği enstrümanlar ve bestelediği eserlerle hem Doğu’nun hem de Batı’nın semalarında süzülmektedir. Böylece Osmanlı’nın son dönemine damgasını vuran nağmeler, iki dünyanın estetik anlayışını bir araya getiren bir karakter kazanmıştır.

Hıristiyanlıkta Cennet Tapusu: Endüljans

Tarihi pagan Avrupa halklarına kadar uzanan endüljans uygulamasının Ortaçağ’da yaygınlaşması tesadüfi değildir. İber Yarımadası’ndan Müslümanları çıkarmak için başlatılan Reconquista hareketi ve Kudüs’ü Müslümanlardan alma gayesiyle düzenlenen Haçlı Seferleri sırasında yeni mali kaynaklara ihtiyaç duyulmuştur. Ayrıca Papalığın ve ruhban sınıfının müsrifliğe varan harcamaları neticesinde başlangıçta gönüllülük esasına dayanan endüljans uygulaması 16. yüzyılda Papa X. Leo tarafından Hıristiyan inancının itikadî normlarından biri hâline getirilmiştir.

Bir Ömrün Bereketi, Bir Bereketin Ömrü

Kendine mahsus kanallarla işleyen ve nesilden nesle aktarılan şifahî kültürü, hüsnühat ve kısmen ebru-tezhip sanatı çerçevesinde, yazıya geçirmek ve anlatmak Uğur Derman Bey’e nasip oldu. Hem de Harf İnkılabı ve eğitim sisteminin getirdiği zorluklar ve zorlamalar başta olmak üzere ciddi kopmaların ve ilgisizliklerin yaşandığı bir kriz döneminde… Şimdilik dört cilt olan Ömrümün Bereketi kitapları dikkatle incelendiğinde ilki Mahir İz, ikincisi Necmeddin Okyay ve üçüncüsü Süheyl Ünver olmak üzere üç büyük hocanın bir ömrü nasıl bereketlendirdikleri bariz bir şekilde görülecektir.

Bizden Size

Yıllar önce ilk defa Sudan’ı ziyaret ettiğimde, insanının Türkiye’ye ve bizlere karşı içten muhabbetine oldukça şaşırmıştım. Hartum’da, Umm Durman’da ve Darfur’da izzet u ikramlarla karşılanmıştık. Her adım attığımız yerde, hiçbir resmî misyonumuz olmamasına rağmen, ayaklarımızın altına neredeyse kırmızı halılar seriliyordu. Hatta dönemin Devlet Başkan Yardımcısı, Hartum’daki devasa konağında beni ve arkadaşlarımı bizzat ağırlamış, önümüze kurduğu sofrada kuş sütünü eksik bırakmamıştı. Şahsımıza gösterilen ilginin tek sebebi, Türkiye’den geliyor oluşumuzdu. O ziyaret üzerimde öylesine derin ve kalıcı izler bıraktı ki, Sudan’ın özellikle son iki yüz yıllık tarihini dikkatli bir şekilde okumaya başladım. Çünkü muhatap olduğumuz bu samimi muamelenin bir sebebi ve arka...

Hüsrev Paşa Türbesi

Fatih’in Vatan Caddesi’ne inen yamacında bulunan Mimar Sinan eseri gösterişli türbe; Diyarbekir, Halep, Şam beylerbeyiliği görevlerinde bulunan ve Rumeli beylerbeyiliğine yükselerek ikinci vezir mertebesine ulaşan Deli Hüsrev Paşa tarafından yaptırılmış olup onun ismiyle anılmaktadır. İstanbul’un işlek bir muhitinde bulunmasına rağmen bugün harap halde olan türbenin kapısını aralayalım ve hali nicedir, sorup kendisinden dinleyelim.