Bir Aşinalık Daveti

Hâfız Ahmed Paşa’nın yerine 1609’da kaptân-ı deryâ olarak tayin edilen Kayserili Halil Paşa, aynı yıl içinde Akdeniz’deki ilk büyük seferine çıkmıştı. Donanma Sakız’a ulaştığında, Malta kalyonlarının Kıbrıs açıklarında görüldüğü haberi geldi. İlk istikameti Kıbrıs olarak belirleyen Osmanlı deniz kuvvetleri, düşman gemilerinin peşine düştüyse de bir netice elde edemedi. Sonraki gün yaşanan şiddetli çarpışmalar ise, Osmanlı donanmasının mutlak üstünlüğüyle sonuçlandı. Malta donanmasının başını, Osmanlı askerlerinin “Kara Cehennem” adını verdiği, yedi katlı, taşıdığı 90 topla etrafına alevler yağdıran dev kalyon çekiyordu. Halil Paşa düşmana yakından saldırı emrini vermeye hazırlanırken, uzun müddettir Akdeniz’de Hristiyanlarla savaşmakta olan Murad Reis, “ırakdan döğmek gerek” diyerek Paşa’yı...

Kudüs’ün Hospitalier Tarikatı’ndan Rodos Şövalyelerine…

Kudüs’e giden hacıların emniyetini sağlamak, ihtiyaçlarını karşılamak ve hastaları tedavi etmek amacıyla kurulan Hospitalier Şövalyeleri zamanla askerî bir mahiyet kazandı ve Haçlı seferlerinde ön saflarda yer aldı. Cenevizlilerin yardımıyla Rodos’u ele geçiren Hospitalierler, 1309’de tarikatın merkezini buraya taşıdılar ve ‘Rodos Şövalyeleri’ ismini aldılar. İşte Hospitailer Şövalyeleri’nin 1050’de Kudüs’te kurulan bir hastanede başlayıp Rodos ve Malta’ya, hatta bugünün derneklerine uzanan kanlı serüveni…

“Büyük Meseleler Ve Fikirler Ancak Onlara Mümasil Bir Dille Anlatılabilir”

Tarihi, kahramanlar ve hainler üzerinden okumanın toplumsal hafızamıza zararları nelerdir? Ortadoğu tarihçileri Osmanlı ve Türkleri çağdaş İslâm düşüncesinin merkezinden nasıl ve niçin uzaklaştırdı? Türk aydınının İslâm kültürüyle ilişki kurma biçimi ve seviyesi tarih çalışmalarında hangi sorunlara yol açtı? Tarihin bir savaş meydanı olarak görülmesinin Türkiye’ye verdiği zararlar nelerdir? Tarih ilmi açısından semboller önemli, toplumsal yaralar neden önemli? Prof. Dr. İsmail Kara ile yakın dönem.

Arabistanlı Lawrens’ı Yetiştiren Hogarth’ın Anadolu Kazıları

İngiliz istihbaratının kilit isimlerinden, arkeolog ve seyyah titriyle Anadolu ve Yakındoğu topraklarında kazılar yürüten David George Hogarth, aynı zamanda Arabistanlı Lawrence’ı Arapça öğrenmeye teşvik edip bir casus olarak yetiştiren kişidir. Birçok Batılının arkeolog, seyyah, misyoner gibi unvanlarla Anadolu’yu karış karış gezip azınlıkları tahrike yönelik siyasî faaliyetler ve istihbarat çalışmaları yürüttüğü dönemde Sultan II. Abdülhamid aldığı tedbirlerle Hogarth’ı bir süreliğine durdurmayı başardıysa da Hogarth İngiltere ile Yakındoğu toprakları arasında mekik dokuyacak, arkeolog kisvesi altında istihbarat çalışmalarını sürdürecekti

Ne Söylense Az Gelir

“Bütün hayatında rüyasını gördüğü iki seyahat var ki, bunları yapamayacak: Hindistan ve İspanya seyahatleri. Bir mektupta, bu iki seyahatten sonra neler yazacağını okuyoruz: ‘… Nasip olursa, nisan içinde İspanya’ya giderek “Elhamra” harabesini görmek, sonra İstanbul’a gelmek gibi tasavvurlarda bulunuyorum. Zannederim, çok iyi bir şey olacak. Meşhûdâtımı yazar, bir manzume vücuda getiririm. Bir Müslüman şairi için o havaliyi, o âsârı ziyaret etmemek doğru değil. Mâmafîh, bu niyetimden kimseyi haberdar etme, anlıyor musun? “Elhamra”yı bizde yalnız Mithat Cemal yazdı, o da görmeyerek. Tabii görüldükten sonra yazılırsa daha etraflı olur. Hayırlısıyla bu yolculuk tahakkuk eder, sonra ihtisâsâtımı nazma da muvaffak olursam çok sevineceğim....

“Asım” Kitabı Nasıl Bir Gelecek Tasavvuruna İşaret Eder?’’

Safahat’ın altıncı kitabı olan ve Süleyman Nazif’in “bir mucize-i şiir” ifadesiyle karşıladığı Asım kitabı şiirdeki başarılarından ötede aynı zamanda çağdaş Türk ve İslâm düşüncesinin tartışageldiği birçok problemi ve kavramı yeni çehreleriyle ele alıp müzakere eder. Bununla birlikte üçlü bir konuşma ve müzakere (muhavere) tarzında akan kitap, yaşanan zamanın ve geçmişin müzakere ve tenkidine dair

Avrupa Tarihindeki En Büyük Sıçramanın Yaşandığı Kıvılcımlı Yıllar

İnsanlık 1895’te elektrikli aydınlatmaya kavuşmuş, 1896’da bisiklet sürmüş, 1897’de daktilo kullanmış, 1898’de ise bir sinema filmi izlemişti. Birkaç yıl içinde de Freudyen analiz yapabilecek, uçakla seyahat edebilecek, jet motorunun çalışma prensiplerini, hatta uzay yolculuğunun prensiplerini anlayabilecekti. 2019 Haziran’ında kaybettiğimiz, dergimizin yazarlarından İskoç tarihçi Prof. Norman Stone’a göre Avrupa 1878 ile 1919 yılları arasında tarihte emsali görülmemiş bir hızla değişti. İki dünya savaşı ise bu değişimin tetiklediği fay hatlarıydı. Raflarda henüz yerini alan Dönüşen Avrupa (Ketebe) kitabından iktibas ettiğimiz aşağıdaki kısımlarda, Derin Tarih okurlarını mahir bir kalemden süzülen feraset yüklü satırlar bekliyor.

Misyonerlerin İstanbul’u Ağ Gibi Saran Çocuk Bahçesi Projesi

Resmî olarak yasaklansa da 1930’lardan 1940’ların başına kadar Amerikan misyonerleri Türkiye’deki faaliyetlerini farklı çatılar altında, yeni isimlerle sürdürdüler. Hedefte okul öncesi dönemdekiler dahil olmak üzere çocuklar vardı. 1931 yılında, yani inkılapların Anadolu insanına sert bir şekilde dayatıldığı ve aykırı davrananların katı cezalara çarptırıldığı bir dönemde kopardıkları izinle, İstanbul’da “Çocuk Oyun Bahçeleri” adı altında yaz okulları açan misyonerlerin bu faaliyeti Millî Eğitim Bakanlığı tarafından da takdirle karşılandı. Geçtiğimiz ay ilk bölümüne yer verdiğimiz yazının ikinci kısmını paylaşıyoruz.  

Dengeyi Bulmak

Dağıstan’ın Gimri köyüne, uzun ve zorlu bir yolculuğun ardından ulaşmıştık. İmam Şâmil’in doğduğu, çocukluğunu geçirdiği ve havasını soluduğu topraklardaydık nihayet. İlk izlenimlerim, hakkında okuduklarımı teyit ediyordu: İmam’ın çelik gibi karakterini ve işgale karşı direniş azmini, köyü çepeçevre kuşatan yalçın kayalıklarla örülü sarp dağlar şekillendirmişti. Gimri, coğrafyanın fıtrata tesirini en keskin biçimde hissettiğim yerlerden biri oldu. Öğle namazını İmam Şâmil’in dünyaya geldiği evin hemen yanındaki camide kıldık, belki de onun secde ettiği yerlere alnımızı koyarak. Yaşları bir asra yaklaşan Gimrili pîr-i fânilerle yan yana saf tutmak heyecan vericiydi. Kafkasların yakın tarihinde kim bilir hangi dönüm noktalarına şahitlik etmişlerdi? Yukarıdaki fotoğrafı, onların...

Şeyh Mansur’dan Şeyh Şâmil’e Müridizm

Kafkasya’da bağımsızlık mücadelesinin fitilini Müridizm hareketinin lideri Şeyh Mansur ateşlemişti. NakşibendÎliğin bir koluna intisap eden Çeçen asıllı Şeyh Mansur, Kafkas halklarını direniş için birleştirmeyi başardı. Onun şehit edilmesinden sonra imamlığı Dağıstanlı Gazi Muhammed devraldı. Üçüncü imam Hamzat’ın bir suikastla öldürülmesi üzerine hareketin sancaktarlığını Şeyh ŞÂmil üstlenecekti.  

Derin Tarih