Bizden Size

Aradan geçen yarım asrı aşkın zamandan sonra, şurası artık net: Arap-İsrail Savaşları serisinin üçüncü halkası Yom Kipur Savaşı (1973), Mısır tarafından İsrail’le barış anlaşması için koz olarak tasarlandı ve sahneye kondu. Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Enver Sedat, ülkesini “Sovyet kampı”ndan “Amerikan kampı”na taşımak istiyordu. İsrail’le barış, bu yolda muhakkak açması gereken bir kilitti. Ancak ne zaman Washington’da nabız yoklasa veya Tel Aviv’e ulak yollasa, “ordusu tamamen yok edilmiş” bir ülkenin ciddiye alınmadığını görüyordu. Altı Gün Savaşı (1967) gerçekten de Mısır için tam bir felâket olmuş, savaş uçakları daha pistlerinden havalanmaya bile fırsat bulamadan İsrail tarafından vurulmuş ve stratejik Sina Yarımadası işgal...

İsa Sofi Türbesi

Bilecik’in Söğüt ilçesindeki İsa Sofi Türbesi, restorasyon sırasında sıva altından gün yüzüne çıkarılan sıra dışı bezemeleriyle Türk kültür ve sanat tarihinin en dikkat çekici yapılarından biri. Hayat ağacından gemilere, güneş ve iskelet tasvirlerinden İslâmî unsurlara uzanan zengin sembol dünyası, Orta Asya’dan Anadolu’ya taşınan kültürel hafızanın izlerini taşıyor. Radyokarbon analizleri, bezemelerin türbenin inşa edildiği düşünülen dönemden yüzyıllar sonra yapıldığını gösterirken, duvarlarda saklı bu esrarengiz dünyanın kimler tarafından ve hangi düşünceyle oluşturulduğu sorusu hâlâ araştırılmayı bekliyor.

Sömürgeci Tarihyazımı Neden Gazneli Mahmûd’u Hedef Aldı?

İngiliz Doğu Hindistan Şirketi’nin ve akabinde İngiliz sömürge idaresinin Hint Alt Kıtası’nda tahakküm kurduğu 19. yüzyıldan itibaren pek çok Müslüman devlet adamı gibi Gazneli Mahmûd da sömürgeci tarihyazımının başlıca hedeflerinden biri hâline geldi. Sultan Mahmûd kan döken, tapınak yıkan ve zenginlikleri talan eden barbar bir yağmacı olarak resmedildi. Bu söylemin amacı, bir taraftan Hindular ile Müslümanlar arasında tarihî bir husumet icat ederken, bir taraftan da İngiliz sömürge düzenini Hinduları, “Müslüman barbarlığı”ndan kurtaran kahramana dönüştürmekti.

Musikinin Duayla Buluştuğu Mevlevî Âyin-i Şerîfi

Neyin âhından kudümün vuruşlarına, Itrî’nin naatından dört selâma uzanan Mevlevî âyini, musikiyi semâ ve zikirle buluşturan köklü bir irfan geleneğidir. Asırlar içinde belli bir adap ve erkâna kavuşan bu gelenekte her nağme, her hareket ve her söz ayrı bir mâna taşır. Mevlânâ’dan Sultan Veled’e, Itrî’den Dede Efendi’ye uzanan bu eşsiz miras, aşkın edeple, musikinin duayla buluştuğu bir medeniyetin sesini günümüze taşımaya devam ediyor.

Bizden Size

Tarihî bir vakıa olarak, hadisenin örgüsü kısa ve nettir: Bizans İmparatoru Manuel Komnenos, 1176 baharında Fransız, Alman, Sırp, Gürcü ve diğer milletlerden oluşan büyük bir orduyla Anadolu’ya geçmişti. Niyeti “Selçuklu tehdidi”ni artık tamamen ortadan kaldırmaktı. Bugünkü Balıkesir-Manisa tarikiyle Denizli’ye kadar inen müttefik Bizans ordusu, Miryokefalon Kalesi civarına konuşlandı. Anadolu Selçuklu Sultanı II. Kılıçarslan’ın barış tekliflerini defalarca reddeden İmparator Manuel, galibiyete kesin biçimde inandığı için çatışmakta kararlıydı. 17 Eylül günü gerçekleşen savaş, Selçuklu Türklerinin mutlak galibiyetiyle sonuçlandı. Miryokefalon Savaşı, elbette bundan ibaret değildir. İhtiva ettiği manalar ve tarihî akış içindeki yeri bağlamında “İkinci Malazgirt” denmeyi hak eden bir zaferdir. Anadolu’nun bir...

Nisyanın Eşiğinde Bir Eser: Bent Hamamı

Bayburt’un kadim su kültürünün asırlık şahitlerinden Bent Hamamı, Akkoyunlu mirasını günümüze taşıyan kıymetli yapılardan… Ferahşad Bey’in hayır anlayışının bir yadigârı olarak Çoruh’un yanı başında yükselen hamam, asırlar boyunca yalnızca temizlenme mekânı değil, şehrin sosyal hayatına ve hafızasına da ev sahipliği yaptı. Ne var ki nice kuşağın hatırasını taşıyan bu tarihî yapı bugün bakımsızlık, ilgisizlik ve defineci tahribatının gölgesinde ayakta kalma mücadelesi veriyor. Çoruh akmaya devam ederken Bent Hamamı kendisine uzanacak bir eli ve yeniden hayat bulacağı günü bekliyor.

Muhammed b. Kāsım es-Sekafî

Henüz 20’li yaşlarının başında Emevî ordusunun en dikkat çekici kumandanlarından biri hâline gelen Muhammed b. Kāsım es-Sekafî, Sind seferiyle Hint Allt Kıtası’nda İslâm tarihinin yeni bir safhasını başlattı. Askerî başarılarını idarî düzenlemeler, iskân ve eğitim faaliyetleriyle pekiştirerek bölgede kalıcı bir Müslüman varlığının temellerini attı. Genç yaşta hayatını kaybetmesine rağmen bilhassa Pakistan tarih anlatısında kahraman bir fatih olarak hatırlanan Muhammed b. Kāsım, sömürge dönemi Oryantalist tarih yazımında ise dinî ve kültürel yıkımla özdeşleştirilen bambaşka bir figür olarak tasvir edilmiştir. Bu tezat anlatılar, Sind fatihinin mirasının asırlar sonra dahi nasıl bir tarih ve kimlik mücadelesinin konusu hâline geldiğini gözler önüne seriyor.

Ahmed Midhat’ın “Nâmahrem” Bir Kadın Yazara Mektupları

Ahmed Midhat Efendi’nin vazife edindiği istisnai işlerden biri de o dönemde yeni ortaya çıkmaya başlayan Müslüman kadın yazarlara, edebiyatçılara hâmilik ve rehberlik etmesidir. Ahmed Cevdet Paşa’nın kızı Fatma Aliye Hanım da o isimlerdendir. Ahmed Midhat Efendi’nin ilk kadın romancımız Fatma Aliye Hanım’a yazdığı ve birçok bakımdan ehemmiyetli mektuplar, Sultan Abdülhamid idaresinin dinî, edebî, fikrî ve sosyokültürel, sosyopolitik birçok meselesini irtibatlarıyla önümüze getirmesi bakımından kıymetli bir külliyat. Mektuplar ayrıca iki öncü müellifin hâl tercümelerine, eserlerinin teşekkülüne ve fikir dünyalarına dair ihtiva ettikleri malumat ve anekdotlar açısından da önemli bilgiler içeriyor.

Bizden Size

“Rabbimiz bize sulh ve sükûnet nasip etsin! Fakat büyük devletler, geniş teşkilâtlı imparatorluğumuzu inşa edecek ne zaman bıraktılar ne de sükûnet! Bize de hiç olmazsa on senelik bir sulh tanınsa, Japonların (Meiji devriminin başlangıcından beri) o kadar methedilen terakkîlerini biz de yapabilirdik. Onlar Avrupalıların pençelerinden uzak olduklarından, bize nazaran bahtiyardırlar, emniyet içinde yaşamaktadırlar. Maalesef biz, tam Avrupalı sırtlanların geçiş yerine çadırımızı kurmuşuz.” Koskoca imparatorluğun dağılmaması için içeride ve dışarıda çok sayıda dengeyi aynı anda gözetmek durumunda kalan Sultan II. Abdülhamid, nasıl bir zorlukla karşı karşıya bulunduklarını işte bu sözlerle anlatmıştı. Bilhassa “sırtlanların geçiş yerine çadır kurmuş olmak” teşbihi, meselenin bamteliydi....

Mostar’ın İlim Meşalesi: Şeyh Yuyo

Mostar’ın ilmî veçhesine yön veren Şeyh Yuyo, İstanbul’da aldığı tahsille memleketine dönmüş; müderrisliği, eserleri ve kurduğu kütüphanesiyle Boşnak kültüründe silinmez bir iz bırakmıştı. Kabri bugün Sarıca Camii haziresinde ziyaretçilerini ağırlayan bu zat, evlâdı olmasa da eserleriyle asırlardır neslini sürdürmektedir…