Selahaddin Eyyûbî’nin Amcası Da Haçlıların Hayallerini Suya Düşürmüştü

Nûreddin Mahmud Zengî’nin cesur kumandanı ve Fâtımî veziri, İslâm’ın tek kişilik ordusu olarak da tanımlayabileceğimiz Esedüddin Şîrkûh’un hikâyesi, kardeşi Necmeddin Eyyûb b. Şâzi ile Irak’a gitmeleriyle başlar. İşte kahramanca mücadelesinden bugüne kalan izler… Selahaddin Eyyûbi’nin amcaları Esedüddin Şîrkûh ile Necmeddin Eyyûb b. Şâzi, bugünkü Erivan yakınlarındaki Duvîn şehri ahalisindendir ve aslen “er-Ravvâdiyye” adlı şerefli bir kabileye mensuptur. 12. yüzyıl başında iki kardeş Irak’a gelip Bağdâd şahnesi Mücâhidüddin’in hizmetine girdiler. Mücâhidüddin, Necmeddin’in akıllı, ileri görüşlü ve güzel ahlâklı bir insan olduğunu gördü. Necmeddin, Şîrkûh’tan büyük olduğu için onu kendisine ait olan Tekrît Kalesi’ne mustahfız (kale muhafızı) tayin etti. Atabeg Zengî b....

Abdülhamid’in 93 Harbi’ndeki Afganistan Planı

Osmanlılar 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı (93 Harbi) sırasında bir taraftan değişik cephelerde çatışmalara devam ederken, diğer taraftan da Kafkasya, Türkistan ve Afganistan Müslümanlarını Rusya’ya karşı ayaklandırma projeleri üzerinde çalışmışlardı. Mahmud Celaleddin Paşa bu işe kafa yoran devlet ileri gelenlerinin, özellikle Rusya’ya tâbi Çerkez kabilelerinin ve Dağıstan kavimlerinin harekete geçmeye teşvik edilmesi fikrini ortaya atıp bu yolla büyük ümitlere kapıldıklarını, o sıralarda İstanbul’da bulunan bazı Abaza ve Dağıstanlıların da bu fikri desteklemesiyle hemen bu yolda faaliyetlere başlandığını hayıflanarak anlatır. Zira Paşa’ya göre ve “Doğu memleketlerinde girişilen bu tahrikler, boşuna birtakım Müslüman kanı dökülmesine sebep” olmuştur. Esasen başlangıçta Sultan II. Abdülhamid de bu...

Suriye Sınırımızın Tartışmalı Tarihi

30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütarekesi’nde sınırlarla ilgili açık hüküm bulunmamaktadır. Buna rağmen Erzurum ve Sivas kongreleri beyannamelerinin birinci maddesinde yer alan “mütarekenâmenin imza olunduğu 30 Teşrin-i evvel 334 tarihindeki hududumuz dahilinde” ifadesi açıktan olmasa da bir sınırın “tasavvur ve kabul” edildiğini ortaya koymaktadır. Bunun daha açık ifadesi, “İtilâf devletleri tarafından işgal edilmemiş topraklar” olduğu idi. Bu sınırın Wilson ilkeleri ile İtilâf Devletleri’nin Ortadoğu’daki çıkarları göz önünde bulundurularak düşünüldüğü, açıkça belirtilmese de muhakkak idi. Ancak Misâk-ı Millî Beyannamesi’nde daha da ileri gidilerek bu işgal edilmemiş toprakların dışına çıkılarak yeni bir sınır tasavvuru yapılmıştı. Nitekim, 3 Ocak 1920’de Osmanlı Meclis-i Meb’ûsanı’ndaki...

Sen Kaç Köşeli Bir Yıldızsın?

Yakın tarihimiz bize ne kadar yakın? Yoksa bize en uzak tarihimiz yakın tarihimiz mi? Neredeyse bütün bilinmeyen denklemler onun örsünde dövülmüş gibi mazinin her köşe başında birkaç kimliği meçhul heyula dikiliyor karşımıza. Korkuyor ve ürküyoruz. Dilimiz tutuluyor. Gayri ihtiyarî susuyoruz. Tarih de susuyor. Ağzından güç bela koparabildiğimiz birkaç cümle kalbimize olmasa da aklımıza şifa oluyor; şifa. Daha doğrusu zehir. Kime göre şifa, kime göre zehir? Yakın tarih bu sebeple hala bir mayın tarlası ve işin garibi bu tarla hala aynı sebeplerle münbitliğini koruyor. Sultan II. Abdülhamid’in dönemi de verimliliğini koruyan nadasa bırakılmış bir tarla gibi daima gün yüzüne yeni mahsuller...

21 Maddede Milliyetçiliğin Manifestosu

1- Milliyetçilik bizler için her şeyden evvel vatanseverliktir ama şuurlu ve sorumlu bir vatanseverlik! 2- Vatanseverlik, elbette ki heyecanlı bir hissiyattır ve bu olmaksızın hiçbir millî inşâ gerçekleştirilemez; ama bundan ibâret de görülemez. Vatanseverlik, aklî-zihnî ve vicdânî muhâkeme gerektiren târihî ve coğrafî bir şuurdur aynı zamanda. Vatanseverlik, milletin kimlik ve bekâsı kadar, vatanın toprağına, havasına, suyuna da bekâ ve hüviyet meselesi olarak bakmaktır; yâni, tabiattan târihe kadar korunması gereken her türlü zenginliği tahrip ve yâhut talan etmemektir, ettirmemektir. Bir milletin kimliği, zaman ve mekândaki derinliği kadar değer ifâde eder; târihsiz ve coğrafyasız bir kimlik iddiası, boş ve mânâsız bir hezeyandır....

Türk Milliyetçiliği Ve Atatürk Milliyetçiliği

Dosyamızı okuyunca görecekleriniz Türkçü-Milliyetçi-Mukaddesatçı akımın Kemalizm gibi bir derdinin artık kalmadığı ve onun Nihâl Atsız, Dündar Taşer, hatta Alparslan Türkeş kadar olsun eleştirisine güç yetiremeyecek hale geldiği gibi karamsar bir sonuca bizi götürür mü? Kimseyi kırmak, gücendirmek istemiyorum ama tespitime göre tarih Türkiye’de -hep olduğu gibi- güncel hadiselerin seyrine göre şekil ve suret değiştiriyor. Aslında değişen tarih değil, onun algılanışı. Tarihimiz üzerine II. Meşrutiyet’ten itibaren muazzam bir algı operasyonu yapılmıştır, günümüzde yaşadığımız da operasyonun hız kesmeden devam ettiğidir. Geçen ay Sol’un Kemalizm karşısındaki ikircikli tutumunu ele almıştık. Tek Parti diktatörlüğünde cinayetler, hapisler, sürgünler, sansürler, susturmalar gibi kılıklar altında cereyan eden...

Türk-İslam Matematik Tarihinde Öncü Bir Âlim Sâlih Zeki Ve Eseri Âsâr-I Bakiye

Sâlih Zeki, 1864’te İstanbul’da mutevazı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası Boyabatlı Hasan Ağa, annesi Saniye Hanım’dır. Küçük yaşta anne ve babasını kaybeden Sâlih Zeki, büyükannesi tarafından büyütüldü. İlk önce mahalle mektebine verildi; ancak pek çok deha gibi aşırı yaramazlıklarından dolayı okumaya niyeti olmadığı gerekçesiyle okuldan uzaklaştırıldı. Sonrasında o dönemde yeni açılan, öksüz, yetim ve Müslüman çocukların eğitim gördüğü, önemli bir eğitim kurumu olan Dârüşşafaka’ya yazdırıldı. Burada parlak bir öğrenci olarak eğitimini sürdürürken, büyük bir rastlantıyla dönemin önemli matematikçilerinden Mehmed Nâdir Bey’den ders aldı. Nâdir Bey bu genc talebedeki buyuk kabiliyeti fark edip onunla yakından ilgilendi. Bunu Mehmet Nâdir’in,...

İslam Tarihi Literatüründe Bir Kılavuz: Prof. Dr. Hakkı Dursun Yıldız

27 yıl önce, 23 Ekim 1992 tarihinde aramızdan ayrılmış olan Hakkı Dursun Yıldız, 1937’de Artvin’in Şavşat ilçesine bağlı Karaağaç köyünde dünyaya geldi. Hayata gözlerini açmadan birkaç ay önce babası vefat etmiş olduğundan annesi ve dedesinin gözetiminde büyüdü. İlkokulu doğduğu köyde, ortaokulu Şavşat’ta, liseyi Artvin’de tamamladı (1957). Aynı yıl İstanbul’a gelerek Çapa Yüksek Öğretmen Okulu’na kayıt oldu. Aynı zamanda İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü derslerine de devam eden Yıldız, 1960-61 öğretim yılında bu fakültenin Ortaçağ Tarihi Kürsüsü’nden mezun oldu. Aynı yıl Ortaçağ Tarihi Kürsüsü’ne asistan olarak tayin edildi. Bu sırada Ortaçağ Tarihi çalışmaları için gerekli olan Arapça lisanını öğrenmeye başladı.

Kemalizm Hiçbir Zaman Sosyalizm Olmamıştır

Türkiye Cumhuriyeti üç dünya arasında kurulmuş bir merkezî devlettir. Avrupa’nın yanında Avrupa modeline yakın bir devlet kurulmuştur ama Batı tipi liberalizm kabul edilmeyerek Avrupa’nın dışında kalınmıştır. İslam dünyasının içinde Müslüman halk çoğunluğuna dayalı bağımsız bir devlet kurulmuştur ama devlet İslam devleti değil, laik bir yapıdadır. Sovyetler Birliği’ne komşu ve sınırdaş olarak oluşturulurken sosyalist sistem benimsenmemiştir. Bir anlamda Türkiye, jeopolitik yapısına uygun olarak üç dünya arasında merkezî bir yapıda ortaya çıkmıştır. Ulus devlet olmasına rağmen dünyada başka hiçbir devlette olmayan özelliklerle tarih sahnesine çıktığı için “Kemalist Cumhuriyet” diye anılır. Devletin kuruluş sürecinde ortaya çıkan bir yapılanma olan Kemalizm, önce Türk devletinin...

Fikret Başkaya: Kemalizm Bir Burjuva İdeolojisidir Ve Burjuva İdeolojisinin Çapı Ne Kadarsa Kemalizmin Çapı da O Kadardır

KONUŞAN: HAVVA AKDAĞ Paradigmanın İflası adlı kitabınızda İstiklal Savaşı’nın anti-emperyalist olmadığını, Kemalist rejimin aslında Bonapartizm olduğunu, lider kültünün ardına saklanmış bir burjuva sınıfı yaratma çabasının bulunduğunu, devlet eliyle modernleşmenin çok evvel başlatılmış olduğunu yazarak tabuları sarstınız. Tabiî bunları söyleyince başınız bir hayli derde girdi. Aradan çeyrek asra yakın bir zaman geçti. Bir değerlendirme yaptığınızda yazdıklarınızın toplumda karşılık bulduğunu söyleyebilir misiniz? Resmî ideolojinin zırhında bir gedik açabildi mi? Paradigmanın İflası 1991 yılının Nisan ayında yayımlandı. Aradan 30 yıla yakın bir zaman geçti ki, az değil. Bu zaman zarfında resmî ideolojide kayda değer bir aşınmanın olduğunu söyleyebiliriz. Fakat son dönemde İslamcı dalganın...

Derin Tarih