Trablusgarb Savaşı ve Libya Halkının Enver Paşa Sevgisi

Günümüzde Avrupa emperyalizminin hedefi hâline gelen ve bir iç savaş yaşamakta olan Libya toprakları 100 yıl önce de bir paylaşım kavgasına sahne olmuş; Avrupalı devletler arasında başlayan sömürgecilik yarışı Osmanlı Devleti’nin Kuzey Afrika’da kalan topraklarına da sıçramıştı. İngilizler, Fransızlar ve İtalyanlar; Cezayir, Tunus, Trablusgarb, Bingazi ve Mısır’da hâkimiyet süren Osmanlı Devleti’nin Afrika’daki topraklarına göz dikmişler ve söz konusu bölgeleri hedef hâline getirmişlerdi. Büyük çoğunluğu Araplarla meskûn Osmanlı vilayetleri, Sultan II. Abdülhamid’in siyasî ve diplomatik anlamdaki bütün girişimlerine rağmen sırayla işgal edildi. 1830’da Cezayir’i işgal eden Fransızlar, 1881’de Tunus’a saldırdılar. İngilizler ise 1882’de Mısır’ı, 1898’de de Sudan’ı sömürgeleştirdi. Sömürgecilik yarışında diğer...

Dil, Manevî Vatandır!

Yazı hayatına dört İngilizce romanla başlayan Kenyalı Ngugi, üst üste ödüller kazansa da şu uğursuz gerçeği fark etmede gecikmez: Misyonerlerin kurduğu ve beyaz hükümetlerce kontrol altında tutulan yayınevleri, Hıristiyanî değer ve uygulamalara saldırsa bile İngilizce yazılmış metinleri ödüllendiriyordu. “Dil böylece ruhu esir alıyor, manevî boyun eğdirmenin aracı hâline geliyordu.”1 Conrad, Joyce, Faulkner gibi ustaların bilgeliğini kendi halkının anlayış ve değerleriyle harmanlayan Ngugi için roman başlı başına bir dil, romancı ise bir yol göstericiydi. Acı çeken halkına hangi dille yol gösterecekti? Eğitim gördüğü beyaz kolejlerde okutulan İngiliz klasikleri onları “sömürge-öncesi geçmişin karanlıklarından şimdiki zamana, Hristiyanlığın ışığına doğru” bir yolculuğa çıkarmıştı. “Lakin...

İslamın Kubbesi Ahlat

Ahlatşahlar 1100 ila 1208 yıllarında Ahlat ve civarında hüküm sürmüş bir Türk İslam beyliğidir. Beyliğin merkezi durumundaki Ahlat’ın isminin Urartulardan geldiği, onların bu şehre “Halads” dedikleri kabul edilir. Ermenilerce Şalent, Süryanîler tarafından Keloth olarak adlandırılan şehir, Arapça İslam kaynaklarında Hılât şeklinde kaydedilmiştir. Türklerin fethinden sonra şehre Ahlat denilmeye başlanmıştır. Van Gölü’nün kuzeybatısında yer alan Ahlat Müslümanlar tarafından ilk defa Hz. Ömer’in (ra) hilafeti (634-644) döneminde ve 640-41 yılında el-Cezîre fâtihi İyaz b. Ganm tarafından Bitlis ve bazı şehirlerle birlikte fethedilmiştir. Burada yapılan anlaşmayla Ahlat ve Bitlis beylerinin İslam devletinin hâkimiyetinde kalması ve yıllık bir miktar vergi ödemeleri kararlaştırılmıştır. Selçukluların bölgeye...

Libya Bizim Neyimiz Olur?

2020 yılı gerçekten de gündeminin hararet ve yoğunluğuyla daha ilk ayını doldurmadan Guiness rekorlar kitabına aday olmuş görünüyor. Kasım Süleymanî’nin füzeyle vurulması, Türkiye’nin başını çektiği Libya hareketliliği, Çin’den yayılan Koronavirüs paniği, Afganistan’da bir uçağın düşmesi, Elazığ ve Malatya’daki hepimizi derin acılara gömen depremler ve İdlib çaresizliği… Bu kalabalık gündem maddeleri içinden en tarihe taallûk edenini bulup çıkarmak dergi ekibimiz için hiç kolay olmadı doğrusu. Neticede ‘Libya bizim neyimiz olur?’ teması etrafında bir dosya yapmaya karar verdik. Eski Trablusgarp ve Bingazi bölgelerinin birleşmesinden oluşan Libya gerçekten de Turgut Reis’i, Ömer Muhtar’ı, Senusî şeyhleri, Osman Fuad Efendi’si, Enver Paşa’sı ve yurt dışına...

Anadolu’nun Türkleşmesinde Kilometre Taşı: Miryokefalon Zaferi

Türkiye Selçuklu sultanları içinde ayrı bir yere ve şöhrete sahip olan Sultan II. Kılıç Arslan, 1155-92 yılları arasında hüküm sürmüştü. Babası Sultan I. Mesud zamanından itibaren savaş meydanlarında tecrübe sahibi olmuş, gösterdiği başarılar nedeniyle babası tarafından veliahtlığa layık bulunmuştu. Sultan Mesud hastalanınca, vefatından önce oğlu Kılıç Arslan’ı bizzat kendi eliyle Selçuklu tahtına çıkarıp sultan olarak selamlamak suretiyle bu devletin tarihinde bir ilki de gerçekleştirmiş oldu. Sultan II. Kılıç Arslan’ın hükümdar olmasının ardından içte ve dıştakendisine karşı müthiş bir muhalefet grubu oluştu. Bu grubun başında Bizans İmparatoru Manuel Komnenos gelmekteydi. Yine Selçukluların komşusu ve damatları olan Zengîler Devleti hükümdarı Nûreddîn Mahmud...

Cihan Devletinin Önsözü

Osmanlı demek kalem ile kılıcın, akıl ile kalbin, ihtişam ve tevazuun, maddeye biçim veren ruh ile ruha yeni izler açan maddîliğin altın sentezi demektir. Osmanlı demek dilenci çanağından Selimiye’nin kubbe alemine kadar aynı himmet, aynı dikkat ve aynı incelikle harmanlanmış, insanı tam kalbinden öpen bir medeniyet demektir. Osmanlı demek yeryüzünde mazlumların sesi, mağdurların nefesi, insanlığın sığınılacak “son adası” demektir. Osmanlı medeniyet şelalesinden dökülen suların esrarlı sesleri hâlâ gönül tellerimizi titretmekte, hafızalarımızda uğuldamakta ve sık sık “Geri Gel Ey Osmanlı” dedirmektedir ki hâlâ ölmediğinin, dışımızda ve içimizde yaşamakta olduğunun en kesin ispatıdır. ‘Osmanlı bir daha gelir mi?’ sorusunun çengelinin 21. yüzyıl...

Cihanın Zembereğini Değiştirdiler: Osmanoğulları

Büyük Selçuklu Sultanı Alparslan’ın 26 Ağustos 1071’de Malazgirt’te Bizans ordusunu yenilgiye uğratmasından sonra Anadolu coğrafyası Türklere açılmış, bu zaferden birkaç yıl sonra Kutalmışoğlu Süleyman Şah İznik’i fethedip burada Türkiye Selçuklu Devleti’ni kurarken, Anadolu’nun geri kalan topraklarında Danişmendliler, Mengücüklüler, Saltuklular, Artuklular, Ahlatşahlar, Dilmaçoğulları gibi Türk beylikleri teşekkül etmişti. 12. yüzyıl ortalarında Anadolu’nun fethi ve İslamlaşması büyük oranda tamamlanmış, Batılı tarihçiler bile bu yarımadaya “Turcia” (Türkiye) demeye başlamışlardı. Selçukluların arka arkaya gelen Haçlı ordularına rağmen Malazgirt zaferinden 100 yıl kadar sonra, 1176’da Miryokefalon’da Bizans karşısında elde ettiği zafer bu yarımadanın Türk yurdu olduğunu perçinlemişti. 13. yüzyıl başladığında ise Anadolu’da Türk birliği sağlanmış,...

Osmanlı Macerası Bir Aşk Romanıyla Başlar

Kayı Boyu Oğuzların Günhan Kolu’ndan gelir. Malazgirt Meydan Savaşı’nın kazanılmasından sonra yerleşmek için akın akın Anadolu’ya gelen Türk boyları arasında Kayı Boyu da vardır. Kayılar önce Horasan taraflarına konmuş, Moğol istilâsının başlaması üzerine Harzemlilerle birlikte Moğollara karşı savaşmış; Harzem Şahı Celâleddin Mengübirtî, kahpece arkadan vurulup şehit edildikten sonra (1221) ise Merv ve Mahan yoluyla Van Gölü’nün kıyısındaki Ahlat’a yerleşmiştir. Kayılar Ahlat civarında dokuz yıl kadar oturup “Devlet-i ebed müddet” fikrini demlediler. Moğolların her şeyi yakıp yıkarak buralara kadar gelmeleri sonucu tekrar göçe kalktılar. Önce Erzurum’a, oradan Erzincan’a, nihayet Amasya’ya geldiler. Bu sırada Ertuğrul Gazi’nin babası Gündüz Alp (yeni bulgular, Osman...

“Tarihi Temizlemek Sahte Kahramanlardan”

Yakın tarihimiz bir terra incognitia, yani meçhullerle dolu bir arazi. Hangi köşesine el attınızsa adeta bir “keşifler çağı”na dalıyorsunuz. Lakin vazifesi fazla “dalmanıza” müsaade etmemek olan bekçiler sizi cehenneme atmakla tehdit ediyor. Şaka değil, atıyorlar da… Bugün Necip Fazıl’ın şiirlerini salonlarda bağırarak okuyanlar kalkıp “Atatürk bizim için birleştirici değerdir” diye mızmızlanıyorlarsa Üstad’ın Atatürk’ü Koruma Kanunu’ndan 20 ay hapis cezasıyla Eyüp’teki kabrine girdiğini, hasta ve yaşlı olmasaydı o haliyle hapse atılacağını unutmasınlar. Tavsiyemiz ya bir daha Necip Fazıl’a “Üstad” demesinler veya Üstadın “ortak değeri”nin ne olduğunu iyice öğrensinler. Bu savrulmaların yaşandığı bir ortamda bir tarih dergisi çıkarmanın ve yakın tarihin tabularına...

Yerli Kolejlerle Sömürgeciliğe Direniş

Sömürgecilikle mücadelede Afrikalı aydınların başlıca üç seçeneği vardı: İtaatkâr teslimiyet, itaatkâr direniş, itaatsiz direniş. Üçüncüsü kulağa çok hoş geliyor olmalı ki roman üzerinden “itaatkâr direniş”ten söz ettiğimde bazı okuyucularımdan tepki alıyorum. Özellikle Türkiye örneğinden hareketle, üçüncü şık mümkün iken ikinci şıkkı seçen Afrikalılar “ektiklerini biçiyorlar, oh olsun!” diyenler bile oluyor. Biz sömürge olmadık hamd olsun fakat itaatsiz direniş mi gösterdik? Modern dünyada itaatsiz direnen bir tek toplum örneği var mıdır? Harflerimizden, halifemizden ve hatta dilimizden verdiğimiz tavizler neyin işaretidir? Kemal Tâhir ve Attilâ İlhan gibi seküler aydınlarımız bile bu tavizkâr/itaatkâr tutumun maddî/manevî maliyetini sorgulamışlardı. Harflerimizin başına geleni Yol Ayrımı’nda şöyle...

Derin Tarih