“Tarihi Temizlemek Sahte Kahramanlardan”

Yakın tarihimiz bir terra incognitia, yani meçhullerle dolu bir arazi. Hangi köşesine el attınızsa adeta bir “keşifler çağı”na dalıyorsunuz. Lakin vazifesi fazla “dalmanıza” müsaade etmemek olan bekçiler sizi cehenneme atmakla tehdit ediyor. Şaka değil, atıyorlar da… Bugün Necip Fazıl’ın şiirlerini salonlarda bağırarak okuyanlar kalkıp “Atatürk bizim için birleştirici değerdir” diye mızmızlanıyorlarsa Üstad’ın Atatürk’ü Koruma Kanunu’ndan 20 ay hapis cezasıyla Eyüp’teki kabrine girdiğini, hasta ve yaşlı olmasaydı o haliyle hapse atılacağını unutmasınlar. Tavsiyemiz ya bir daha Necip Fazıl’a “Üstad” demesinler veya Üstadın “ortak değeri”nin ne olduğunu iyice öğrensinler. Bu savrulmaların yaşandığı bir ortamda bir tarih dergisi çıkarmanın ve yakın tarihin tabularına...

Yerli Kolejlerle Sömürgeciliğe Direniş

Sömürgecilikle mücadelede Afrikalı aydınların başlıca üç seçeneği vardı: İtaatkâr teslimiyet, itaatkâr direniş, itaatsiz direniş. Üçüncüsü kulağa çok hoş geliyor olmalı ki roman üzerinden “itaatkâr direniş”ten söz ettiğimde bazı okuyucularımdan tepki alıyorum. Özellikle Türkiye örneğinden hareketle, üçüncü şık mümkün iken ikinci şıkkı seçen Afrikalılar “ektiklerini biçiyorlar, oh olsun!” diyenler bile oluyor. Biz sömürge olmadık hamd olsun fakat itaatsiz direniş mi gösterdik? Modern dünyada itaatsiz direnen bir tek toplum örneği var mıdır? Harflerimizden, halifemizden ve hatta dilimizden verdiğimiz tavizler neyin işaretidir? Kemal Tâhir ve Attilâ İlhan gibi seküler aydınlarımız bile bu tavizkâr/itaatkâr tutumun maddî/manevî maliyetini sorgulamışlardı. Harflerimizin başına geleni Yol Ayrımı’nda şöyle...

İtil Bulgarlarının Sosyal Ve İktisadî Sırları

İtil (Volga) Bulgar Devleti, Karadeniz’in kuzeyinde, Volga Nehri bölgesinde, 8. yüzyılın ilk yarısında Ogur (Bulgar) Türkleri tarafından kurulmuş ilk Müslüman Türk devletlerindendir. 1399 yılında yıkıldığı düşünülürse, Osmanlı Devleti kadar uzun ömürlü bir devlet olduğu anlaşılır. 500 bin aileden oluşan İtil Bulgar halkı, Hazar Denizi’ne dökülen ve Hazarlar ile Slavlar arasında sınır oluşturan İtil Nehri kıyısında yaşardı. Bir kısmı çadırlarda ikamet ederdi, bir kısmı da göçebeydi. İtil Bulgar hükümdarı da kendisi için özel olarak yapılmış çok büyük bir çadırda yaşardı. O kadar büyüktü ki bu çadır, içine 1000 kişiden fazla insan sığabiliyordu. İçi Ermeni kumaşlarıyla döşenmiş olup ortasında hükümdarın oturduğu taht...

Haçlı Tarihine “Doğu”Dan Bakabilen Uzman: Prof. Dr. Işın Demirkent

Prof. Dr. Işın Demirkent, bütün Ortaçağ Tarihi konularında, bilhassa da Haçlı Seferleri ile Bizans İmparatorluğu alanında yalnız ülkemizde değil, dünyaca tanınmış, saygı gören değerli bir bilim insanıydı. Kitap ve makaleleri Ortaçağ Türk tarihiyle Bizans ve Haçlı Seferleri konularında araştırma yapanların her zaman müracaat ettiği kaynak değerinde eserler olduğu gibi, geride bıraktığı neşriyatı yalnız uzmanlar tarafından değil, güzel Türkçesi ve akıcı üslûbuyla hangi yaş ve meslekte olursa olsun her Türk insanının zevkle okuyup anlayabileceği çok kıymetli eserlerdi. Hocamızın asıl uzmanlık alanı Haçlı Seferleri ve Haçlı Devletleri Tarihi idi. Anadolu Türk tarihinin aydınlatılabilmesi için de çok önemli olan 1096-1291 yılları arasındaki bu...

Selahaddin Eyyûbî’nin Amcası Da Haçlıların Hayallerini Suya Düşürmüştü

Nûreddin Mahmud Zengî’nin cesur kumandanı ve Fâtımî veziri, İslâm’ın tek kişilik ordusu olarak da tanımlayabileceğimiz Esedüddin Şîrkûh’un hikâyesi, kardeşi Necmeddin Eyyûb b. Şâzi ile Irak’a gitmeleriyle başlar. İşte kahramanca mücadelesinden bugüne kalan izler… Selahaddin Eyyûbi’nin amcaları Esedüddin Şîrkûh ile Necmeddin Eyyûb b. Şâzi, bugünkü Erivan yakınlarındaki Duvîn şehri ahalisindendir ve aslen “er-Ravvâdiyye” adlı şerefli bir kabileye mensuptur. 12. yüzyıl başında iki kardeş Irak’a gelip Bağdâd şahnesi Mücâhidüddin’in hizmetine girdiler. Mücâhidüddin, Necmeddin’in akıllı, ileri görüşlü ve güzel ahlâklı bir insan olduğunu gördü. Necmeddin, Şîrkûh’tan büyük olduğu için onu kendisine ait olan Tekrît Kalesi’ne mustahfız (kale muhafızı) tayin etti. Atabeg Zengî b....

Abdülhamid’in 93 Harbi’ndeki Afganistan Planı

Osmanlılar 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı (93 Harbi) sırasında bir taraftan değişik cephelerde çatışmalara devam ederken, diğer taraftan da Kafkasya, Türkistan ve Afganistan Müslümanlarını Rusya’ya karşı ayaklandırma projeleri üzerinde çalışmışlardı. Mahmud Celaleddin Paşa bu işe kafa yoran devlet ileri gelenlerinin, özellikle Rusya’ya tâbi Çerkez kabilelerinin ve Dağıstan kavimlerinin harekete geçmeye teşvik edilmesi fikrini ortaya atıp bu yolla büyük ümitlere kapıldıklarını, o sıralarda İstanbul’da bulunan bazı Abaza ve Dağıstanlıların da bu fikri desteklemesiyle hemen bu yolda faaliyetlere başlandığını hayıflanarak anlatır. Zira Paşa’ya göre ve “Doğu memleketlerinde girişilen bu tahrikler, boşuna birtakım Müslüman kanı dökülmesine sebep” olmuştur. Esasen başlangıçta Sultan II. Abdülhamid de bu...

Suriye Sınırımızın Tartışmalı Tarihi

30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütarekesi’nde sınırlarla ilgili açık hüküm bulunmamaktadır. Buna rağmen Erzurum ve Sivas kongreleri beyannamelerinin birinci maddesinde yer alan “mütarekenâmenin imza olunduğu 30 Teşrin-i evvel 334 tarihindeki hududumuz dahilinde” ifadesi açıktan olmasa da bir sınırın “tasavvur ve kabul” edildiğini ortaya koymaktadır. Bunun daha açık ifadesi, “İtilâf devletleri tarafından işgal edilmemiş topraklar” olduğu idi. Bu sınırın Wilson ilkeleri ile İtilâf Devletleri’nin Ortadoğu’daki çıkarları göz önünde bulundurularak düşünüldüğü, açıkça belirtilmese de muhakkak idi. Ancak Misâk-ı Millî Beyannamesi’nde daha da ileri gidilerek bu işgal edilmemiş toprakların dışına çıkılarak yeni bir sınır tasavvuru yapılmıştı. Nitekim, 3 Ocak 1920’de Osmanlı Meclis-i Meb’ûsanı’ndaki...

Sen Kaç Köşeli Bir Yıldızsın?

Yakın tarihimiz bize ne kadar yakın? Yoksa bize en uzak tarihimiz yakın tarihimiz mi? Neredeyse bütün bilinmeyen denklemler onun örsünde dövülmüş gibi mazinin her köşe başında birkaç kimliği meçhul heyula dikiliyor karşımıza. Korkuyor ve ürküyoruz. Dilimiz tutuluyor. Gayri ihtiyarî susuyoruz. Tarih de susuyor. Ağzından güç bela koparabildiğimiz birkaç cümle kalbimize olmasa da aklımıza şifa oluyor; şifa. Daha doğrusu zehir. Kime göre şifa, kime göre zehir? Yakın tarih bu sebeple hala bir mayın tarlası ve işin garibi bu tarla hala aynı sebeplerle münbitliğini koruyor. Sultan II. Abdülhamid’in dönemi de verimliliğini koruyan nadasa bırakılmış bir tarla gibi daima gün yüzüne yeni mahsuller...

21 Maddede Milliyetçiliğin Manifestosu

1- Milliyetçilik bizler için her şeyden evvel vatanseverliktir ama şuurlu ve sorumlu bir vatanseverlik! 2- Vatanseverlik, elbette ki heyecanlı bir hissiyattır ve bu olmaksızın hiçbir millî inşâ gerçekleştirilemez; ama bundan ibâret de görülemez. Vatanseverlik, aklî-zihnî ve vicdânî muhâkeme gerektiren târihî ve coğrafî bir şuurdur aynı zamanda. Vatanseverlik, milletin kimlik ve bekâsı kadar, vatanın toprağına, havasına, suyuna da bekâ ve hüviyet meselesi olarak bakmaktır; yâni, tabiattan târihe kadar korunması gereken her türlü zenginliği tahrip ve yâhut talan etmemektir, ettirmemektir. Bir milletin kimliği, zaman ve mekândaki derinliği kadar değer ifâde eder; târihsiz ve coğrafyasız bir kimlik iddiası, boş ve mânâsız bir hezeyandır....

Türk Milliyetçiliği Ve Atatürk Milliyetçiliği

Dosyamızı okuyunca görecekleriniz Türkçü-Milliyetçi-Mukaddesatçı akımın Kemalizm gibi bir derdinin artık kalmadığı ve onun Nihâl Atsız, Dündar Taşer, hatta Alparslan Türkeş kadar olsun eleştirisine güç yetiremeyecek hale geldiği gibi karamsar bir sonuca bizi götürür mü? Kimseyi kırmak, gücendirmek istemiyorum ama tespitime göre tarih Türkiye’de -hep olduğu gibi- güncel hadiselerin seyrine göre şekil ve suret değiştiriyor. Aslında değişen tarih değil, onun algılanışı. Tarihimiz üzerine II. Meşrutiyet’ten itibaren muazzam bir algı operasyonu yapılmıştır, günümüzde yaşadığımız da operasyonun hız kesmeden devam ettiğidir. Geçen ay Sol’un Kemalizm karşısındaki ikircikli tutumunu ele almıştık. Tek Parti diktatörlüğünde cinayetler, hapisler, sürgünler, sansürler, susturmalar gibi kılıklar altında cereyan eden...

Derin Tarih