Tarihi Çarpıtmayan Bir Üslupla…

“Denizcilik tarihi sadece bizde değil, Batı’da da ciddi anlamda çalışılıyor artık. Sempozyumlarda, kitap ve makalelerimdeki vurgularım yavaş yavaş araştırmalarda ve yapılan tezlerde karşılık buluyor, dile getiriliyor. Hatta ‘Osmanlı Akdeniz’i’ başlıklı makale yazanlar bile oldu. Fakat önceki zamanlarda Osmanlı’yı Akdeniz’e dahil bile etmezlerdi. Bizde ise bir hamaset vardı: ‘Akdeniz bir Türk gölü’. İşte bizdeki bu ifrat ve tefrit meselesi ilmî kriterlerle örtüşmemektedir. Taraf tutmayan bir tarihçiliğe ihtiyaç var. Taraf tutmamakla kastettiğim; nötr, hiç hissî tarafı, fikrî altyapısı olmayan bir yaklaşım da değil. Tarihi çarpıtmamak ve ideolojisine alet etmemek suretiyle, doğru bilgiler neyse, makul ölçülerle tarihin kendi metotlarıyla ortaya konulmasıdır. Bunu bize...

Vahyin Muhafazası ve Kur’an’ın Mushaflaşma Tarihi

Dünyada en çok okunan ve muhtevası üzerinde kafa yorulan, hakkında çalışmalar yapılan kitapların başında peygamberimiz Hz. Muhammed’e (sas) 23 yılda vahyedilen Kur’an-ı Kerim gelir. Bugün elimizde bulunan Mushaf, Hz. Peygamber döneminden başlayarak gerçekleştirilen önemli ilmî faaliyetlerle şekillenmiş; bu süreç Hz. Ebubekir (ra) döneminde ayetlerin bir araya toplanması ve Hz. Osman (ra) döneminde çoğaltılmasıyla başlamıştır. Hz. Peygamber elçi olarak görevlendirildikten sonra Mekke döneminde kendisine vahyedilen Kur’an ayetlerini Müslümanlara okuyarak ezberlenmelerini sağlıyor, ayrıca bunları kâtiplere yazdırıyordu. Bazen birkaç ayet, bazen de tam bir sure olarak gelen vahiy başta deri olmak üzere farklı yazı malzemeleri kullanılarak kayıt altına alınıyordu. Medine döneminde hem yazı...

Sultan Abdülhamid Düşmanlığının Kaynakları -V-

Fransa’da Sultan II. Abdülhamid düşmanlığı Académie Française (Fransız Akademisi) üyesi bazı milliyetçi ve sosyalistler yanında ateist-anarşist eylemciler ve masonlar tarafından organize edilmiştir. 29 Ocak 1635’te Kardinal Richelieu tarafından Fransız kültürünün gelişimine katkıda bulunmak için devlet destekli olarak kurulan Académie Française; Fransızca eser veren şairlerin, romancıların, oyun yazarlarının, edebiyat eleştirmenlerinin, filozofların, tarihçilerin, bilim adamlarının ve geleneklere göre yüksek rütbeli askerlerin, devlet adamlarının ve din adamlarının üye olarak kabul edildiği bir kurum olup, her yıl bir üyesine ya da üye olacak kişilere verdiği “Edebiyat Büyük Ödülü” ile tanınmaktaydı. Akademiyi bizim açımızdan ilginç kılan, kuruma üye kabul edilen ya da ödül verilenlerin -istisnalar...

100 Yıl Evvel Haliç ve Boğaziçi Sılarındaki Renkli Hayat

Bizans döneminde halk sahillere, kıyılara inebiliyor muydu? Bizanslıların denize ne kadar girdiğini bilmiyoruz. Bu hususta bir kayda rastlamadım. Öte yandan Bizans’ı korumak için İstanbul’u kuşatan surlar vardı. Fakat gemiler hava bozulduğunda mecburen çevredeki küçük limanlara sığınıyordu. Bu limanlardan Fenerbahçe’de var, Kalamış’ta var, Caddebostan’ında var. Bir de Bostancı’da var. Bu limanlara koskoca kara taşlar yığılmış ve rıhtım yapılmıştır. İstanbul’u kuşatmaya gelen Arap gemileri o taşların arkasına sığınıyordu. Çünkü kuşatmalar bazen 7-8 sene sürüyordu. Bu sebeple kıyılarda genellikle ticaret ve harp limanları vardı. Mesela Galata büyük bir ticaret limanıydı. İçinde Bizans’ın harp gemilerinin olduğu Haliç zaten bir harp limanıydı. O yüzden sahilde...

Bu İşin Sırrı Ne?

İngiliz tahtının ikinci sıradaki varisi Prens William, 2018’in Haziran ayında Kudüs’e bir seyahat gerçekleştirdi. Şehirdeki bütün dinî mekânları ziyaret eden William, gittiği her yerde büyük bir coşkuyla karşılandı. Müslümanlar, Hıristiyanlar ve Yahudiler kendisine hürmet ve muhabbet izharında bulunurken, Prens de Kudüs’ün gerektirdiği hiçbir dinî ritüeli ihmal etmedi. Filistin’in bugün içinde bulunduğu kaos ve karmaşadan birinci derecede sorumlu bir ülkenin önde gelen bir ismi, Kudüs’te öylesine el üstünde tutuldu ki, adeta hafızalar silinmiş, yaşananlar unutulmuş, bütün hatalar affedilmişti. William’ın Kudüs ziyaretinin akıllara düşürdüğü esas soru şu idi: İngiltere, yıllarca sömürdüğü, yer altı ve yer üstü kaynaklarını istismar ettiği, bütün kıymetli unsurlarını...

İngilizlerin Afganistan’daki 200 Yıllık Suç Dosyaları

19. yüzyılda bugünkü Afganistan coğrafyası, İngiltere ve Rusya arasında büyük bir güç mücadelesinin merkezinde yer aldı. Bir yandan İran ve Batı Türkistan üzerinden Hazar ve Kafkasya’nın tamamına hâkim olmak isteyen İngiltere, diğer taraftan Batı Türkistan’ı işgal ederek Hindistan’a inmek isteyen Rusya arasında sıkışan ve stratejik konumunun kurbanı olan Afganistan o tarihten günümüze 200 yıl boyunca Batılı araştırmacıların “Büyük Oyun” olarak adlandırdıkları siyasî, askerî ve ekonomik güç mücadelesine sahne oldu. Özellikle 1807’den sonra ilgi duydukları, 1809’da saldırmazlık ve dostluk antlaşması yaptıkları Afganistan’da özellikle 1826 yılı ve sonrasında Sedozai ve Barekzai ailelerinden gelen emirler arasında yaşanan taht kavgaları, İngilizlerin oyun kurucu ve...

Kabile Dayanışması Yerine Akide Dayanışması

Dinî hayatın bireysel ve toplumsal kurtuluşa vesile kabul edildiği ilk dönem İslam toplumunun en göze çarpan hususiyetlerinden biri hak ve sorumlulukların paylaşılmasıydı. Dayanışma, yardımlaşma ve fedakârlık sosyal ilişkilerin temelini teşkil ederdi. Ne var ki Hz. Muhammed (sas) tebliğe başladıktan sonra ilk Müslümanlar, Mekkeli müşriklerden gördükleri baskı sebebiyle birlikte hareket etme imkânı bulamadılar. Bununla birlikte Hz. Peygamber’in talimatı doğrultusunda Mekke’den Habeşistan’a hicret ederek Arapların geleneksel kabileci dayanışmalarından farklı bir tavır ortaya koymuşlardır. Medineli Müslümanların davetinden sonra da şartları uygun olanlar hicret etti. Bu örnekler Müslümanların Cahiliye döneminde mevcut olan akrabalığa ve kan bağına dayalı dayanışma ve yardımlaşmadan farklı bir sosyal ilişki...

Osmanlı Bir Vakıf Medeniyetidir, Ya Selçuklu?

Arapçada “ve-ka-fe” mazi kökünden türeyen ve “durmak, durdurmak, sabit hale getirmek, alıkoymak” gibi anlamlara gelen vakıf kelimesi, temelde “bir maldan elde edilen yararın sonsuza dek belirli bir iyilik amacına tahsis edilmesi” mânâsını taşır. İslâm tarihinde özellikle kamusal hizmetlerin yürütülmesi için oluşturulan hayır kurumlarının işleyişini tarif etmek için kullanılan kelime, Hz. Peygamber (sas) döneminden itibaren İslâm toplumunda görülen hayır uygulamalarına karşılık gelir. Bununla birlikte, İslâm devletinin topraklarının genişlemesine, diğer sosyal, siyasal ve kültürel yapılarla kurulan temasların artmasına ve özellikle de siyasî kurumsallaşmanın gelişme sürecine paralel olarak vakıf olgusunun ve kavramının da tekâmül ettiğini not etmek gerekir. Vakıflar Hz. Peygamber ve ilk...

Hikâyemizi Yazmak

Meşhur Afrika atasözünü mutlaka duymuşsunuzdur: “Aslanlar yazı yazmayı öğrenene kadar, bütün hikâyeler avcıyı övecektir.” Bilhassa tarihimiz söz konusu olduğunda, halimiz, bu atasözünde anlatılan duruma çok benziyor. Kendi hikâyelerimizi bizzat yazmadığımız ve yazamadığımız için, başkaları bizi nasıl tanımlarsa ve anlatırsa, kayıtlara o şekilde geçiyoruz, akıllarda da öyle kalıyoruz. Tam bu noktadan hareketle, Derin Tarih’in bu ayki kapak konusunu belirlerken, tafsilatlı olarak anlatılmamış ve uzun uzadıya yazılmamış hikâyelerimizden birini öne çıkarmak istedik. Acıklı ve ibretlerle dolu bir hikâyeyi… 1821’in sonbaharında Mora Yarımadası’nda bulunan Tripoliçe’de Müslüman Türklere reva görülen mezalimi bütün yönleriyle ele alarak, hem hafızalarımıza kalıcı çentikler atmayı hem de bugün yaşanan...

İngilizlerin Rahatını Bozan Osmanlı-Afganistan Dostluğu

Sultan II. Abdülhamid’in Afganistan ile ilişkisi saltanatının ilk yıllarında başlamıştı. 26 Aralık 1876’da Osmanlı’nın Bombay Başkonsolosu Hüseyin Hasib Bey’in, 23 Mayıs 1877’de İstanbul’da bulunan Buharalı tüccar Hacı Osman Efendi’nin ve 1877 yılı sonlarında Kabil’e gönderilen Ahmed Hulûsi Efendi’nin verdiği raporlar bu ilişkinin başlangıcıdır. Bu gelişmelerin ardından 1880 yılı başlarında, Afganistan Müslümanlarının Osmanlı’ya duyduğu ilgiden rahatsız olan İngiltere’deki bazı gazetelerde Sultan II. Abdülhamid’in “Hindistan ve Afganistan’a İngilizlere karşı isyan hareketini teşvik edici bazı memurlar (casuslar) ve yazılar gönderdiği” haberleri yer almış ve bunlar 2 Ağustos 1880’de Osmanlı yönetimince tekzip edilmişti. 20 Mayıs 1887’de Bombay Şehbenderi İsmail Bey’in Sultan II. Abdülhamid’e sunulan...

Derin Tarih