“FATİH İMKÂNSIZ ZANNEDİLENDE MÜMKÜNÜ GÖREBİLEN BİR DEHAYDI”

KONUŞAN: SAMET TINAS   Son kitabınız Mehmed Fatih üzerine fakat meseleyi Yıldırım Bayezid’den başlatmışsınız. Niçin bu kadar geriye götürdünüz Fatih’in hikâyesini? Peygamber Efendimiz’in (sas) özel adıyla birlikte adını taşıdığım Fatih Sultan Mehmed’e adaşlığımın kendimce biraz olsun hakkını verebilmek niyetiyle kaleme aldığım kitabımı büyükdede Yıldırım Bayezid’den başlatmamın temel sebebi şuydu: Tarihin büyük ya da küçük adamları şahsiyet ve icraatları kadar içine doğdukları ortamın, yaşadıkları devrin, yüz yüze kaldıkları meselelerin, çevrelerini oluşturan kadronun, ait oldukları halkın ve en çok da atalarının karakter özellikleri ve hikâyeleri ortaya konmadan tam mânâsıyla anlaşılamaz. İmam Birgivî insan şahsiyetinin köklerini yedi ceddi içinde aramak lazımdır, der. Soy...

Misak-ı Millî Yoktur, İstediğimiz Gibi Bir Harita Çizeceğiz

100 yıl önce son Osmanlı Meclisi’nde kabul ve ilan edilen Misak-ı Millî, Millî Mücadelenin hedeflerini belirleyen temel bir strateji belgesiydi. Bu belgeyle asgarî sınırlar ve kırmızı çizgiler belirlenmişti. Misak-ı Millî’ye sadakat yemini eden Ankara’daki millî hareket, Misaktaki amaçlara ulaşılıncaya kadar mücadeleye ahd etmişti. Ankara’da açılan TBMM, Misak-ı Millî hedeflerine ulaşılıncaya kadar Meclis’in sürekli açık kalmasını kararlaştırmıştı. Misak-ı Millî net bir sınır çizmemekle birlikte prensip olarak asgari sınırları belirlemişti. Buna göre Mondros Mütarekesi’nin imzalandığı tarihte (30 Ekim 1918) işgal edilmemiş bütün topraklar vatanın bir parçasıdır. İşgal edilen topraklarda, Arap çoğunluğun bulunduğu bölgelerde referandum yapılacaktır (referandum sonucunda Osmanlı’ya katılmak isterlerse buralar da...

Ord. Prof. Dr. Zeki Velidi Togan

1890 yılında Rusya’nın Başkırt bölgesinde doğmuş olan Ahmet Zeki Velidi Togan (1890-1970), eğitimli bir ailenin çocuğu idi. Arapçayı babasından, Farsçayı annesinden öğrendi. Babasının kendisini evlendirip köye imam yapmak istediğini öğrenince Kazan’a kaçtı ve oradaki Kasımiye Medresesi’nde eğitimini tamamladı. Burada Rus şarkiyatçılarla tanışan Togan, 1909 yılında Kazan’da bulunan Kasımiye Medresesi’nde ve Ufa’daki Osmaniye Medresesi’nde Türk tarihi ve Arap edebiyatı tarihi alanında hoca olarak çalışmış, bu sırada Türk tarihiyle ilgili araştırmalar yapmaya başlamış, Türkistan’a geziler yapmıştı. 1915 yılında Rusya Meclisi’ndeki mebuslara Müslümanların meselelerine yardımcı olacak heyete Başkırt temsilcisi olarak seçilince Peterbursg’a gitti ve orada siyasî işlerle de uğraşmaya başladı. Bu sırada Rus...

7. Yıl Biterken

“Doğrusu bu derginin bu kadar uzun ömürlü olacağını tahmin etmiyordum.” Seven olsun kızan olsun bu ilginç tespiti yapıyor hakkımızda. Seven daha uzun ömürlü olmasını temenni ettiğinden, kızan da “Nasıl bu kadar zaman dayanabildiler, hayret?” diye kem düşündüğünden elinizdeki nüsha ile 96. sayıya ulaşan dergimiz en başta siz değerli okurların, saygıdeğer yazarlarımızın ve kararlı yönetimimizin destekleriyle buraya gelebildi. Bu sayı ile dergicilikte 8 yılımızı tamamlıyoruz. Dile kolay, 8 koca yıl… Türkiye’nin kırılma noktalarından geçtiği çetin bir dönem… Siyasî ve ekonomik şartların hızla değiştiği ve dijital galaksinin Gutenberg Galaksisi’ni zorladığı bir sarsak zemin üzerinde yürüdük. Tarihe not düştük, paradigma değişimini zorladık, alternatif...

Trablusgarb Savaşı ve Libya Halkının Enver Paşa Sevgisi

Günümüzde Avrupa emperyalizminin hedefi hâline gelen ve bir iç savaş yaşamakta olan Libya toprakları 100 yıl önce de bir paylaşım kavgasına sahne olmuş; Avrupalı devletler arasında başlayan sömürgecilik yarışı Osmanlı Devleti’nin Kuzey Afrika’da kalan topraklarına da sıçramıştı. İngilizler, Fransızlar ve İtalyanlar; Cezayir, Tunus, Trablusgarb, Bingazi ve Mısır’da hâkimiyet süren Osmanlı Devleti’nin Afrika’daki topraklarına göz dikmişler ve söz konusu bölgeleri hedef hâline getirmişlerdi. Büyük çoğunluğu Araplarla meskûn Osmanlı vilayetleri, Sultan II. Abdülhamid’in siyasî ve diplomatik anlamdaki bütün girişimlerine rağmen sırayla işgal edildi. 1830’da Cezayir’i işgal eden Fransızlar, 1881’de Tunus’a saldırdılar. İngilizler ise 1882’de Mısır’ı, 1898’de de Sudan’ı sömürgeleştirdi. Sömürgecilik yarışında diğer...

Dil, Manevî Vatandır!

Yazı hayatına dört İngilizce romanla başlayan Kenyalı Ngugi, üst üste ödüller kazansa da şu uğursuz gerçeği fark etmede gecikmez: Misyonerlerin kurduğu ve beyaz hükümetlerce kontrol altında tutulan yayınevleri, Hıristiyanî değer ve uygulamalara saldırsa bile İngilizce yazılmış metinleri ödüllendiriyordu. “Dil böylece ruhu esir alıyor, manevî boyun eğdirmenin aracı hâline geliyordu.”1 Conrad, Joyce, Faulkner gibi ustaların bilgeliğini kendi halkının anlayış ve değerleriyle harmanlayan Ngugi için roman başlı başına bir dil, romancı ise bir yol göstericiydi. Acı çeken halkına hangi dille yol gösterecekti? Eğitim gördüğü beyaz kolejlerde okutulan İngiliz klasikleri onları “sömürge-öncesi geçmişin karanlıklarından şimdiki zamana, Hristiyanlığın ışığına doğru” bir yolculuğa çıkarmıştı. “Lakin...

İslamın Kubbesi Ahlat

Ahlatşahlar 1100 ila 1208 yıllarında Ahlat ve civarında hüküm sürmüş bir Türk İslam beyliğidir. Beyliğin merkezi durumundaki Ahlat’ın isminin Urartulardan geldiği, onların bu şehre “Halads” dedikleri kabul edilir. Ermenilerce Şalent, Süryanîler tarafından Keloth olarak adlandırılan şehir, Arapça İslam kaynaklarında Hılât şeklinde kaydedilmiştir. Türklerin fethinden sonra şehre Ahlat denilmeye başlanmıştır. Van Gölü’nün kuzeybatısında yer alan Ahlat Müslümanlar tarafından ilk defa Hz. Ömer’in (ra) hilafeti (634-644) döneminde ve 640-41 yılında el-Cezîre fâtihi İyaz b. Ganm tarafından Bitlis ve bazı şehirlerle birlikte fethedilmiştir. Burada yapılan anlaşmayla Ahlat ve Bitlis beylerinin İslam devletinin hâkimiyetinde kalması ve yıllık bir miktar vergi ödemeleri kararlaştırılmıştır. Selçukluların bölgeye...

Libya Bizim Neyimiz Olur?

2020 yılı gerçekten de gündeminin hararet ve yoğunluğuyla daha ilk ayını doldurmadan Guiness rekorlar kitabına aday olmuş görünüyor. Kasım Süleymanî’nin füzeyle vurulması, Türkiye’nin başını çektiği Libya hareketliliği, Çin’den yayılan Koronavirüs paniği, Afganistan’da bir uçağın düşmesi, Elazığ ve Malatya’daki hepimizi derin acılara gömen depremler ve İdlib çaresizliği… Bu kalabalık gündem maddeleri içinden en tarihe taallûk edenini bulup çıkarmak dergi ekibimiz için hiç kolay olmadı doğrusu. Neticede ‘Libya bizim neyimiz olur?’ teması etrafında bir dosya yapmaya karar verdik. Eski Trablusgarp ve Bingazi bölgelerinin birleşmesinden oluşan Libya gerçekten de Turgut Reis’i, Ömer Muhtar’ı, Senusî şeyhleri, Osman Fuad Efendi’si, Enver Paşa’sı ve yurt dışına...

Anadolu’nun Türkleşmesinde Kilometre Taşı: Miryokefalon Zaferi

Türkiye Selçuklu sultanları içinde ayrı bir yere ve şöhrete sahip olan Sultan II. Kılıç Arslan, 1155-92 yılları arasında hüküm sürmüştü. Babası Sultan I. Mesud zamanından itibaren savaş meydanlarında tecrübe sahibi olmuş, gösterdiği başarılar nedeniyle babası tarafından veliahtlığa layık bulunmuştu. Sultan Mesud hastalanınca, vefatından önce oğlu Kılıç Arslan’ı bizzat kendi eliyle Selçuklu tahtına çıkarıp sultan olarak selamlamak suretiyle bu devletin tarihinde bir ilki de gerçekleştirmiş oldu. Sultan II. Kılıç Arslan’ın hükümdar olmasının ardından içte ve dıştakendisine karşı müthiş bir muhalefet grubu oluştu. Bu grubun başında Bizans İmparatoru Manuel Komnenos gelmekteydi. Yine Selçukluların komşusu ve damatları olan Zengîler Devleti hükümdarı Nûreddîn Mahmud...

Cihan Devletinin Önsözü

Osmanlı demek kalem ile kılıcın, akıl ile kalbin, ihtişam ve tevazuun, maddeye biçim veren ruh ile ruha yeni izler açan maddîliğin altın sentezi demektir. Osmanlı demek dilenci çanağından Selimiye’nin kubbe alemine kadar aynı himmet, aynı dikkat ve aynı incelikle harmanlanmış, insanı tam kalbinden öpen bir medeniyet demektir. Osmanlı demek yeryüzünde mazlumların sesi, mağdurların nefesi, insanlığın sığınılacak “son adası” demektir. Osmanlı medeniyet şelalesinden dökülen suların esrarlı sesleri hâlâ gönül tellerimizi titretmekte, hafızalarımızda uğuldamakta ve sık sık “Geri Gel Ey Osmanlı” dedirmektedir ki hâlâ ölmediğinin, dışımızda ve içimizde yaşamakta olduğunun en kesin ispatıdır. ‘Osmanlı bir daha gelir mi?’ sorusunun çengelinin 21. yüzyıl...

Derin Tarih