Anadolu’nun Türkleşmesinde Kilometre Taşı: Miryokefalon Zaferi

Türkiye Selçuklu sultanları içinde ayrı bir yere ve şöhrete sahip olan Sultan II. Kılıç Arslan, 1155-92 yılları arasında hüküm sürmüştü. Babası Sultan I. Mesud zamanından itibaren savaş meydanlarında tecrübe sahibi olmuş, gösterdiği başarılar nedeniyle babası tarafından veliahtlığa layık bulunmuştu. Sultan Mesud hastalanınca, vefatından önce oğlu Kılıç Arslan’ı bizzat kendi eliyle Selçuklu tahtına çıkarıp sultan olarak selamlamak suretiyle bu devletin tarihinde bir ilki de gerçekleştirmiş oldu. Sultan II. Kılıç Arslan’ın hükümdar olmasının ardından içte ve dıştakendisine karşı müthiş bir muhalefet grubu oluştu. Bu grubun başında Bizans İmparatoru Manuel Komnenos gelmekteydi. Yine Selçukluların komşusu ve damatları olan Zengîler Devleti hükümdarı Nûreddîn Mahmud...

Cihan Devletinin Önsözü

Osmanlı demek kalem ile kılıcın, akıl ile kalbin, ihtişam ve tevazuun, maddeye biçim veren ruh ile ruha yeni izler açan maddîliğin altın sentezi demektir. Osmanlı demek dilenci çanağından Selimiye’nin kubbe alemine kadar aynı himmet, aynı dikkat ve aynı incelikle harmanlanmış, insanı tam kalbinden öpen bir medeniyet demektir. Osmanlı demek yeryüzünde mazlumların sesi, mağdurların nefesi, insanlığın sığınılacak “son adası” demektir. Osmanlı medeniyet şelalesinden dökülen suların esrarlı sesleri hâlâ gönül tellerimizi titretmekte, hafızalarımızda uğuldamakta ve sık sık “Geri Gel Ey Osmanlı” dedirmektedir ki hâlâ ölmediğinin, dışımızda ve içimizde yaşamakta olduğunun en kesin ispatıdır. ‘Osmanlı bir daha gelir mi?’ sorusunun çengelinin 21. yüzyıl...

Cihanın Zembereğini Değiştirdiler: Osmanoğulları

Büyük Selçuklu Sultanı Alparslan’ın 26 Ağustos 1071’de Malazgirt’te Bizans ordusunu yenilgiye uğratmasından sonra Anadolu coğrafyası Türklere açılmış, bu zaferden birkaç yıl sonra Kutalmışoğlu Süleyman Şah İznik’i fethedip burada Türkiye Selçuklu Devleti’ni kurarken, Anadolu’nun geri kalan topraklarında Danişmendliler, Mengücüklüler, Saltuklular, Artuklular, Ahlatşahlar, Dilmaçoğulları gibi Türk beylikleri teşekkül etmişti. 12. yüzyıl ortalarında Anadolu’nun fethi ve İslamlaşması büyük oranda tamamlanmış, Batılı tarihçiler bile bu yarımadaya “Turcia” (Türkiye) demeye başlamışlardı. Selçukluların arka arkaya gelen Haçlı ordularına rağmen Malazgirt zaferinden 100 yıl kadar sonra, 1176’da Miryokefalon’da Bizans karşısında elde ettiği zafer bu yarımadanın Türk yurdu olduğunu perçinlemişti. 13. yüzyıl başladığında ise Anadolu’da Türk birliği sağlanmış,...

Osmanlı Macerası Bir Aşk Romanıyla Başlar

Kayı Boyu Oğuzların Günhan Kolu’ndan gelir. Malazgirt Meydan Savaşı’nın kazanılmasından sonra yerleşmek için akın akın Anadolu’ya gelen Türk boyları arasında Kayı Boyu da vardır. Kayılar önce Horasan taraflarına konmuş, Moğol istilâsının başlaması üzerine Harzemlilerle birlikte Moğollara karşı savaşmış; Harzem Şahı Celâleddin Mengübirtî, kahpece arkadan vurulup şehit edildikten sonra (1221) ise Merv ve Mahan yoluyla Van Gölü’nün kıyısındaki Ahlat’a yerleşmiştir. Kayılar Ahlat civarında dokuz yıl kadar oturup “Devlet-i ebed müddet” fikrini demlediler. Moğolların her şeyi yakıp yıkarak buralara kadar gelmeleri sonucu tekrar göçe kalktılar. Önce Erzurum’a, oradan Erzincan’a, nihayet Amasya’ya geldiler. Bu sırada Ertuğrul Gazi’nin babası Gündüz Alp (yeni bulgular, Osman...

“Tarihi Temizlemek Sahte Kahramanlardan”

Yakın tarihimiz bir terra incognitia, yani meçhullerle dolu bir arazi. Hangi köşesine el attınızsa adeta bir “keşifler çağı”na dalıyorsunuz. Lakin vazifesi fazla “dalmanıza” müsaade etmemek olan bekçiler sizi cehenneme atmakla tehdit ediyor. Şaka değil, atıyorlar da… Bugün Necip Fazıl’ın şiirlerini salonlarda bağırarak okuyanlar kalkıp “Atatürk bizim için birleştirici değerdir” diye mızmızlanıyorlarsa Üstad’ın Atatürk’ü Koruma Kanunu’ndan 20 ay hapis cezasıyla Eyüp’teki kabrine girdiğini, hasta ve yaşlı olmasaydı o haliyle hapse atılacağını unutmasınlar. Tavsiyemiz ya bir daha Necip Fazıl’a “Üstad” demesinler veya Üstadın “ortak değeri”nin ne olduğunu iyice öğrensinler. Bu savrulmaların yaşandığı bir ortamda bir tarih dergisi çıkarmanın ve yakın tarihin tabularına...

Yerli Kolejlerle Sömürgeciliğe Direniş

Sömürgecilikle mücadelede Afrikalı aydınların başlıca üç seçeneği vardı: İtaatkâr teslimiyet, itaatkâr direniş, itaatsiz direniş. Üçüncüsü kulağa çok hoş geliyor olmalı ki roman üzerinden “itaatkâr direniş”ten söz ettiğimde bazı okuyucularımdan tepki alıyorum. Özellikle Türkiye örneğinden hareketle, üçüncü şık mümkün iken ikinci şıkkı seçen Afrikalılar “ektiklerini biçiyorlar, oh olsun!” diyenler bile oluyor. Biz sömürge olmadık hamd olsun fakat itaatsiz direniş mi gösterdik? Modern dünyada itaatsiz direnen bir tek toplum örneği var mıdır? Harflerimizden, halifemizden ve hatta dilimizden verdiğimiz tavizler neyin işaretidir? Kemal Tâhir ve Attilâ İlhan gibi seküler aydınlarımız bile bu tavizkâr/itaatkâr tutumun maddî/manevî maliyetini sorgulamışlardı. Harflerimizin başına geleni Yol Ayrımı’nda şöyle...

İtil Bulgarlarının Sosyal Ve İktisadî Sırları

İtil (Volga) Bulgar Devleti, Karadeniz’in kuzeyinde, Volga Nehri bölgesinde, 8. yüzyılın ilk yarısında Ogur (Bulgar) Türkleri tarafından kurulmuş ilk Müslüman Türk devletlerindendir. 1399 yılında yıkıldığı düşünülürse, Osmanlı Devleti kadar uzun ömürlü bir devlet olduğu anlaşılır. 500 bin aileden oluşan İtil Bulgar halkı, Hazar Denizi’ne dökülen ve Hazarlar ile Slavlar arasında sınır oluşturan İtil Nehri kıyısında yaşardı. Bir kısmı çadırlarda ikamet ederdi, bir kısmı da göçebeydi. İtil Bulgar hükümdarı da kendisi için özel olarak yapılmış çok büyük bir çadırda yaşardı. O kadar büyüktü ki bu çadır, içine 1000 kişiden fazla insan sığabiliyordu. İçi Ermeni kumaşlarıyla döşenmiş olup ortasında hükümdarın oturduğu taht...

Haçlı Tarihine “Doğu”Dan Bakabilen Uzman: Prof. Dr. Işın Demirkent

Prof. Dr. Işın Demirkent, bütün Ortaçağ Tarihi konularında, bilhassa da Haçlı Seferleri ile Bizans İmparatorluğu alanında yalnız ülkemizde değil, dünyaca tanınmış, saygı gören değerli bir bilim insanıydı. Kitap ve makaleleri Ortaçağ Türk tarihiyle Bizans ve Haçlı Seferleri konularında araştırma yapanların her zaman müracaat ettiği kaynak değerinde eserler olduğu gibi, geride bıraktığı neşriyatı yalnız uzmanlar tarafından değil, güzel Türkçesi ve akıcı üslûbuyla hangi yaş ve meslekte olursa olsun her Türk insanının zevkle okuyup anlayabileceği çok kıymetli eserlerdi. Hocamızın asıl uzmanlık alanı Haçlı Seferleri ve Haçlı Devletleri Tarihi idi. Anadolu Türk tarihinin aydınlatılabilmesi için de çok önemli olan 1096-1291 yılları arasındaki bu...

Selahaddin Eyyûbî’nin Amcası Da Haçlıların Hayallerini Suya Düşürmüştü

Nûreddin Mahmud Zengî’nin cesur kumandanı ve Fâtımî veziri, İslâm’ın tek kişilik ordusu olarak da tanımlayabileceğimiz Esedüddin Şîrkûh’un hikâyesi, kardeşi Necmeddin Eyyûb b. Şâzi ile Irak’a gitmeleriyle başlar. İşte kahramanca mücadelesinden bugüne kalan izler… Selahaddin Eyyûbi’nin amcaları Esedüddin Şîrkûh ile Necmeddin Eyyûb b. Şâzi, bugünkü Erivan yakınlarındaki Duvîn şehri ahalisindendir ve aslen “er-Ravvâdiyye” adlı şerefli bir kabileye mensuptur. 12. yüzyıl başında iki kardeş Irak’a gelip Bağdâd şahnesi Mücâhidüddin’in hizmetine girdiler. Mücâhidüddin, Necmeddin’in akıllı, ileri görüşlü ve güzel ahlâklı bir insan olduğunu gördü. Necmeddin, Şîrkûh’tan büyük olduğu için onu kendisine ait olan Tekrît Kalesi’ne mustahfız (kale muhafızı) tayin etti. Atabeg Zengî b....

Abdülhamid’in 93 Harbi’ndeki Afganistan Planı

Osmanlılar 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı (93 Harbi) sırasında bir taraftan değişik cephelerde çatışmalara devam ederken, diğer taraftan da Kafkasya, Türkistan ve Afganistan Müslümanlarını Rusya’ya karşı ayaklandırma projeleri üzerinde çalışmışlardı. Mahmud Celaleddin Paşa bu işe kafa yoran devlet ileri gelenlerinin, özellikle Rusya’ya tâbi Çerkez kabilelerinin ve Dağıstan kavimlerinin harekete geçmeye teşvik edilmesi fikrini ortaya atıp bu yolla büyük ümitlere kapıldıklarını, o sıralarda İstanbul’da bulunan bazı Abaza ve Dağıstanlıların da bu fikri desteklemesiyle hemen bu yolda faaliyetlere başlandığını hayıflanarak anlatır. Zira Paşa’ya göre ve “Doğu memleketlerinde girişilen bu tahrikler, boşuna birtakım Müslüman kanı dökülmesine sebep” olmuştur. Esasen başlangıçta Sultan II. Abdülhamid de bu...

Derin Tarih