“TÜRKİYE’DE SOL BURJUVA İDEOLOJİSİ OLAN KEMALİZM’LE ARASINA MESAFE KOYMADA BAŞARISIZ OLDU.”

Paradigmanın İflası kitabınızda İstiklal Savaşı’nın anti-emperyalist olmadığını, Kemalist rejimin aslında Bonapartizm olduğunu, lider kültünün ardına saklanmış bir burjuva sınıfı yaratma çabasının bulunduğunu, devlet eliyle modernleşmenin çok 0daha evvel başlatılmış olduğunu yazarak tabuları sarstınız. Tabiî bunları söyleyince de başınız bir hayli derde girdi. Şimdi aradan çeyrek asra yakın bir zaman geçti. Bir değerlendirme yaparsanız yazdıklarınız bir karşılık bulabildi mi? Resmî ideolojinin zırhında bir gedik açabildi mi? Paradigmanın İflası 1991 yılının Nisan ayında yayımlandı. O zamandan bu zamana 30 yıla yakın bir zaman geçti ki, bu az bir zaman değil. Bu zaman zarfında resmî ideolojide kayda değer bir aşınmanın olduğunu söyleyebiliriz. Fakat...

Gerçek Tarih Peşinde 100 Aylık “Gaza”

Sabah ezanları okunuyor bu satırları yazarken… Bundan 100 ay önce ilk sayının editör yazısını da bir sabah ezanı vakti yazdığımı hatırlıyorum. O ne telaştı Yarabbi! O ne endişe dolu sabahlamalardı! 2012 Nisan’ında Kâzım Karabekir Paşalı kapağımızla “Vira Bismillah” deyip yelken açtık tarihin bilinmeyenlerle dolu ummanına; bugüne kadar 20 bin sayfalık bir Derin Tarih külliyatı vücuda geldi. İçinden nice iddialar boy verdi ki birine çok yakınız: 86 yıldır ruhu cisminden soyulmuş olan Ayasofya bu sayıyı elinize aldığınızda kapılarını açmış olacak inşallah. İlk sunuş yazıma Edip Cansever’in bir mısraıyla başlamıştım. “Bir mendil niye kanar?” diye soruyordu. “Diş değil, tırnak değil, bir mendil...

Sultan Hamit Devrinde “Mızraklı İlmihal” Yasaklanmış Mıydı?

Halife-padişah dinî kitap, -isterseniz sıfatı da kaldıralım-, kitap yasaklar mı? Sultan II. Abdülhamid’in, İttihatçı hocaların düzeneği olan meşhur hal fetvasında görevden alınmasının gerekçesi olarak geçen “büyük” suçlardan, günah-ı kebâirden biri de dinî kitapları tahrif etmesi, onlardan bazı ibareleri çıkartması, bu tür eserleri yasaklaması, toplatması, tahrip etmesi ve yaktırmasıdır. Fetvadaki ifadeleri ile söylersek “mesâil-i mühimme-i şer‘iyyeyi kütüb-i şer‘iyyeden tayy u ihrac ve kütüb-i mezküreyi men ve hark u ihrak…” İttihatçı çevrelerin 1895’lerden itibaren giderek daha fazla muhteva, şumül ve şiddetini artırarak yaygınlaştırdığı dinî eserlerle ilgili bu türden iddialar ve bunların doğruluk derecesi henüz müstakil ve derin çalışmaların konusu olmuş sayılmaz ama...

10 Soruda Ayasofya

1. Kimler yaptırdı? Ayasofya, 4. yüzyılda putperest mabetlerin yerine ahşap çatılı bazilika biçiminde bir yapı olarak inşa edilmişti. Genellikle bu ilk yapının I. Constantinus’un eseri olduğuna inanılır ise de, kilise ancak onun 337’de ölümünden sonra oğlu Constantius döneminde bitirilerek, açılışı 15 Şubat 360’da yapılmıştır. Ayasofya (Hagia Sophia), Hıristiyan üçlemesinin (ekânim-i selâse) ikinci unsuru ‘oğul’un bir vasfı olan mistik ilahî hikmet (sophia) mefhumu adına kurulmuştu. Patrik Ioannes Khrysostomos’un İmparatoriçe Evdokia’nın gazabına uğrayarak sürgüne yollanması yüzünden çıkan bir ayaklanmada 20 Haziran 404’te yanan kilise, II. Theodosius tarafından daha büyük olarak yeniden yapılıp 10 Ekim 415’te tekrar ibadete açıldı. 1935’te Prof. Dr. A....

Matbaa Osmanlı’da Devletin Şerefiydi

Francis Bacon 1620 yılında dünyadaki en mühim üç buluşun matbaa, barut ve pusula olduğunu söyler. Kâğıt gibi, bu üçünün de vatanı Asya’dır. Müslüman Araplar ve Türkler vasıtasıyla, Endülüs ve Suriye-Anadolu yoluyla Avrupa’ya ulaştırılmışlardır. Matbaa olmasaydı, Rönesans’ın tesirinin çok zayıf olacağını söyleyebiliriz. Matbaa buluş ve fikirlerin yayılmasını kolaylaştırarak ilmin inkişafına hizmet edenken, milliyetçiliğin güçlenmesine ve Avrupa ekonomisinin ilerlemesine de yardımcı olmuştur. Kısacası, Batı medeniyetinin karakterini değiştirmiştir. Ama ilk matbaayı Johann Gutenberg’in geliştirdiğini söylemek hem hatalı, hem de hakkaniyetsizdir. Avrupa’da ilk o bulmuştur lakin Asyalılar asırlardır matbaayı bilir ve kullanırdı. Bir yazıyı veya şekli, bir tahta, metal veya taş bloğa ters olarak...

Modern Tarihçiliğin Öncülerinden Prof. Dr. Akdes Nimet Kurat

Cumhuriyet dönemi Türk tarihçilerinin önde gelen isimlerinden olan Akdes Nimet Kurat, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yıllarında Rusya’dan gelen Türk bilim insanlarından biridir. Bu dönemde Yusuf Akçura, Sadri Maksudi Arsal, Abdullah Battal Taymas, Musa Carullah, Reşit Rahmeti Arat, Ayaz İshaki, Zeki Velidî Togan ve Abdülkadir İnan gibi Rusya’da yaşayan Türk bilim adamları Türkiye’ye gelmiş ve Türk ilim dünyasına önemli katkı sağlamışlardır. Bunlardan biri olan Kurat, 1903 yılında bugünkü Rusya Federasyonu’na bağlı olan Tataristan Özerk Cumhuriyeti’nin Şişminsky şehrinin Berkete köyünde dünyaya gelmiş; ilk, orta ve lise öğrenimini Rus okullarında tamamlamıştır. 1920 yılında Bügülme Rus Lisesi’nden mezun olduktan sonra üniversite tahsili için önce St....

Köklerde Buluşan 3 Hareket: Milliyetçilik, İslamcılık, Ümmetçilik

Çocukluğumun geçtiği Trakya’da, Atsız tipi Türkçü tarafının ağır bastığını büyüyünce anladığım bir abi; galiba müftü çocuğu olduğum için olsa gerek beni ne zaman görse “Söyle bakalım Türk müsün, Müslüman mısın?” diye takılırdı. “Bunda ne var? Hem Türküm hem Müslümanım elhamdülillah…” kalıbındaki cevabım üzerine çocuk kafamı karıştırmak için “İki karpuz bir koltuğa sığar mı?” diye devam eder; “Şart mı? Birini bir koltuğa, diğerini de öbürüne…” cevabım üzerine pes etmez; “Peki önce hangisi?” diye ısrarcı olurdu. Göğsümü kabartarak, “Önce Müslümanım, sonra da Türküm” deyince de, “Olmaz! Önce Türklük, sonra Müslümanlık…” der; mukabil itirazımı beklemeden çocuğa bak havasında gülümseyerek uzaklaşırdı. 1970’li yılların Türkiye’si...

Sinan da Var, Süleyman da… Öyleyse?

Neresinden tutsanız elinizde kalan bir tarih bizimkisi. Hangi meseleyi ciddi olarak araştırsanız cilaları elinizde kalıyor. İşte meydan: Gidin bir üniversiteye (liseye demiyorum) ve sorun “ilk kadın pilotumuz kimdir?” diye. Cevap alamadıklarınız da olacaktır elbette ama aldıklarınızın neredeyse tamamı “Sabiha Gökçen” diyecektir. Oysa biraz gayrete gelip araştırdığınız zaman aşağıdaki cümleyi idealinin kuşağı gibi kuşanmış bir kadının, Bedriye Gökmen adlı ilk Türk kadın pilotunun söylediğini göreceksiniz: “Tayyarecilikteki ülküm iyi bir tayyareci olmak, Türk kadınlığının bu sahada da diğer milletlerden geri kalmayacağını göstermek ve memleketimde tayyareciliğin ihyası için çalışmaktır.” Ve tarih kendi imkânlarıyla, kendi gayreti ve azmiyle çalışan, bu sayımızda hakkında iki makale...

Türklüğün Atası, Oğuzların Erbâbı: Prof. Dr. Faruk Sümer

Konya’nın Bozkır ilçesi Akçapınar köyünde 1924 yılında dünyaya gelen Faruk Sümer’in babası tapu memuru ve İstiklâl Savaşı gazisi Mehmed Zeki Bey, annesi Zeliha Hanım’dır. İlk eğitimini Müftü Hüseyin Hilmi Efendi’nin kızı olan annesinden aldı ve eski yazıyı ondan öğrendi. Ailesi millî kültürümüze bağlı, mahallî kültürünü de ihmâl etmeyen muhafazakâr bir aileydi. İlkokula Konya’da başlamış, babasının memuriyeti dolayısıyla ailesi İstanbul’a taşınınca 2. sınıftan itibaren Sultanahmet Alemdar İlkokulu’na devam etmişti. Babasının memuriyeti dolayısıyla 3. sınıfı yine Konya’da, 4. ve 5. sınıfları ise Karaman’da okudu. Ailesi 1931’de Bozkır’dan İstanbul’a taşınınca ortaokulu İstanbul ve Ankara’da tamamladı, liseye 1939 yılında İstanbul Erkek Lisesi’nde başladı ve...

Tarih Yürekle Yazılır!

Yeni bir Soğuk Savaşın eşiğinde gibiyiz. Yalnız bu sefer dünya iki süper gücün değil, birbirini kollayan çok sayıda güç merkezinin etrafında kümeleniyor. Her merkezin kudret ve zaafları var tabii, hiçbiri ayağını sağlam bir zemine basmıyor. Minnacık bir virüs, Almanya-merkezli Birleşik Avrupa’nın bile ne kadar kırılgan bir yapı olduğunu kanıtlıyor. ABD’de petrol bir gecede (ne demekse?) sıfır doların altına iniyor, petrol gelirine bağımlı Rusya kara kara düşünüyor ve hep birlikte Çin’i suçluyorlar. Saatlerimizi bir asır öncesine geri alıyoruz! Neler olmuştu bir asır önce? 1900’lerin dünyasında neler olup bittiğine dair okumalarım beni tarihçilerden çok romancıları dikkate almaya yöneltti. Kurgu eserlerde bir yandan...

Derin Tarih