MUSTAFA KARA: “KİTAP DA MASİVÂDIR”

KONUŞAN: DERİN TARİH

Hocam, bu yağmurlu Aralık gününde bizi misafir ettiğiniz, pek çok açıdan “ilk” hüviyetindeki bu müstesna mekânın, Tasavvuf Kültürü ve Edebiyatı Kütüphanesi’nin tohumları nasıl atıldı?

Bendenizin bu kütüphaneyi kurma fikri ilk defa 2007’de tezahür etti. Belediye başkanı olan arkadaşla bir yurtdışı gezisinde beraberdik. Ona bu konuyu açtım. Dedim ki: “Bursa’da bir kütüphane kuralım ama bu kütüphane üç konuda Türkiye çapında iddialı olsun. Dünya çapında da olursa daha iyi olur “Bu konulardan birincisi Osmanlı tarihi, ikincisi tasavvuf tarihi, üçüncüsü Bursa tarihi. Bu üç konuda dünyada ne var ne yok toplayalım.  Bunun için de ben kütüphanemi bütünüyle size vakfediyorum” dedim. Süleyman Uludağ da o sene emekli olmuştu ona da söylemiştim. O da kitaplarını vermeyi kabul etmişti. Tatlı tatlı dinledikten sonra belediye başkanı, “Hocam, o kütüphaneye günde kaç kişi gelir?” deyince ben o defteri o anda kapattım. O gün bugündür menfi veya müspet hiçbir şey söylemedim kendisine. Kütüphane işini kapattığım için 2007-2017 yılları arasında kitaplarımı da yavaş yavaş dağıtmaya başladım. Fakülte kütüphanesi başta olmak üzere, Bursa’daki bazı kütüphanelere beşer, onar koli kitap verdim. Sahaflara hediye ettiklerim oldu. İhsan Deniz’in başında olduğu özel kütüphaneye de bağışladım. Yeni kurulan Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Kütüphanesi’ne, Kütahya Dumlupınar Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Kütüphanesi’ne ve Afyon Kocatepe Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Kütüphanesi’ne de, birkaç koli kitap, özellikle Arapça kitaplar gönderdim. Bu arada belediye başkanı değişti. Yeni belediye başkanına bu hadiseyi aktarmışlar. Kendisi “Hocam, böyle bir kütüphane kuralım” diye geldi ama “Rize damarım” tuttuğu için “Yok, ben o defteri kapattım” dedim. Ondan sonra kitaplarımı dağıtmaya devam ettim.

2017’de Dr. Abdullah Damar Bursa İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’ne atandı. Kendisi doktora talebem olmuştu. 2017 sonbaharında bir gün yanıma geldi. Biraz da çekinerek “Hocam” dedi, “böyle bir kütüphane kuralım.” Talebem olmasından dolayı sert çıkamadım ona. Belediye bünyesinde değil de Kültür Bakanlığı bünyesinde olmasının da etkisiyle, “olabilir” dedim. Bu sefer o da Ankara’dan hemen Kütüphaneler Genel Müdürünü, Daire Başkanını vesaire birkaç kişiyi çağırdı. Bir gün çıkıp geldiler fakülteye. Anlaştık ama bir şartla. Dedim ki: “Ben 2018 Mayıs’ında emekli olacağım. Şartım şu ki, 2018’nin Nisan ayında kitaplarım buradan oraya intikal etmiş olacak. Yani Bursa’da bir kütüphane kurulacak, Bursa Tasavvuf Kültürü ve Edebiyatı Kütüphanesi, ben de 2018 Nisan’ında buradan oraya taşınmış olacağım.” Tamam hocam, dediler. Meğer eski Merkez Bankası binasının olduğu yer Kültür Bakanlığı’na aitmiş. Orayı tahsis ettiler. Genel müdür bana bizzat dedi ki: “Hocam, Fuat Sezgin Kütüphanesi’nden sonra bu kütüphane Türkiye’de ikinci olacak. Size tahsis edilen odalarla, sohbet salonlarıyla, sergi salonlarıyla… Anlaştık. İşin cilveli tarafı şu:

Aynı günlerde buranın, yani Osmangazi ilçesinin belediye başkanı, “Hocam, biz eski bir Osmanlı evi satın aldık Pınarbaş’ında. Bunu yıkıp yeniden yapacağız ve burayı da emekli olduğunuzda size, sizin sohbetlerinize tahsis etmek istiyoruz” dedi. “Buna tasavvufta tûl-i emel derler” dedim.  Israr edince  “inşallah diyelim” dedim. Emekli olduktan sonra burası kültür merkezi olacak ve bize tahsis edilecek. Ben zaten Bursa’da bu tip sohbetleri yapıyorum. Bursa’da, Fakülte dışında daimi sohbetlerim var. Burada Seyyid Usûl Dergâhı, Emir Sultan Dergâhı var. Bunlar kültür merkezi olarak kullanılıyor. Oralarda düzenli olarak belli kitapları okuyoruz. Osmangazi Belediyesi de bunu bildiği için burayı o işe tahsis etmek istedi. İnşallah dedik ve iş böyle yürümeye başladı. Kütüphane aşağıda, eski Merkez Bankası binasında kurulacaktı. Burası 750 metrekarelik bir yer. 2018’in Mart ayında, kütüphaneler haftasında o günkü Vali Bey ile  sözleşmeyi imzalamıştık.

Devamı Derin Tarih Ocak Sayısında…

Benzer konular