Lise ikinci sınıfa giderken, edebiyat hocamız Zeki Bey, o günlerde yeni çıkmış bir kitabı elime tutuşturmuş ve “Bunu mutlaka okumalısın!” demişti. Değerli araştırmacı ve yazar Beşir Ayvazoğlu’nun, -kendi deyimiyle- “ışıltılı dünyalarına kapılarından baktığında bile gözlerinin kamaştığı” kırk ismin biyografisini konu edinen Defterimde Kırk Sûret adlı harika eseriydi bu. Nedendir bilmiyorum, o şahsiyetler içinden en çok Necmeddin Okyay hatırımda kaldı. Herhalde kendi dünyama onu çok yakın hissettiğimden…
Aradan geçen yıllar içinde Necmeddin Okyay’a dair ne bulduysam okumaya başladım. Derken, bütün okuduklarımın beni aynı isme çıkardığını gördüm: Prof. Uğur Derman. Merhum Okyay’ın en yakın ve en uzun süreli talebesiydi kendisi ve Okyay’la alakalı bildiklerimizin de birinci elden kaynağıydı. Sonra güzel bir şey daha oldu, Uğur Hocam’la bizzat tanıştık. Türkpetrol Vakfı’ndaki ilk sohbetimizin konusu da yine Necmeddin Okyay’dı.
2026 yaklaşırken, yılın ilk ayında Derin Tarih’in kapak konusunun ne olacağını neredeyse hiç düşünmedim. Zira ocak ayı, Necmeddin Okyay’ın vefatının 50’nci yıldönümüydü ve yeni nesillere onu anlatmak için bu vesileyi kullanmak çok isabetli olacaktı. Hemen Uğur Derman Hocam’ın kapısını çaldım. O da her zamanki cömertliğiyle, birbirinden renkli hatıralar eşliğinde, hocasının bütün hususiyetlerini bizimle paylaştı. Ortaya yine arşivlik bir dosya çıktı. Uğur Derman Hocamıza bütün okurlarımız adına müteşekkiriz.
Bu sayımızda, bir güzel tevafuk daha var: Prof. Dr. İsmail Kara Hocamız, Uğur Derman Hocamızın ömrünün üç büyük üstadla (Mahir İz, Necmeddin Okyay ve Süheyl Ünver) nasıl bereketlendiğini anlattığı bir makale kaleme aldı. Böylece, “Salihlerin anıldığı yer nur yağar” ölçüsüyle, bu sayımız tam bir yıldızlar geçidine dönüştü.
Yeni sayımızda, hayırla görüşmek üzere…
