Türkiye’de II. Dünya Savaşı sonrası şartlarda Sultan Abdülhamid’in (aslında tarihe bakışın) konumu yeniden ehemmiyet kazandı. İki kutuplu olarak tarihî bir kişilik, etkileri bugüne kadar uzanacak şekilde canlı ve hareketli bir “odak noktası”, bir “tarihe bakış ölçüsü”, bir “temsil ve sembol edinme tarzı”, aynı zamanda bir “kutuplaşma aracı” hâline getirildi. Bu süreçte Necip Fazıl’ın Cumhuriyet ideolojisine ve tarih anlayışına karşı, ayrıca bir mücadele-muhalefet tarzı olarak ve farklı bir tarih fikri inşa için “ulu hakan” sembolizmini kuran ve güçlendiren ilk kişi olduğu şüphe götürmez.
