Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanmasının ardından sadece ortaya irili-ufaklı bir sürü yeni devlet çıkmadı; aynı zamanda Balkanlardan Asya’ya, pek çok halk da yetim kaldı. Osmanlı, üstlerindeki bir himaye kalkanı, bela sağanağına karşı paratoner, şefkatli bir ana kucağı ve kudretli bir babaydı. Coğrafyamıza üşüşen sırtlanlar, Osmanlı düzenini tamamen ortadan kaldırmak ve asırlar süren huzuru berhava etmek için ellerinden gelen her şeyi yaptılar.
Bu çerçevede, Ortadoğu coğrafyasında Irak adlı yeni ve suni bir devletin kuruluşu, çarpık neticeleri bugün hâlâ yaşanan nice problemin doğuşuna zemin hazırladı. Sünnîlerin, Şiîlerin, Arapların, Türkmenlerin, Kürtlerin ve diğer dinî ve etnik azınlıkların, hiçbir ortak payda ve değer olmaksızın, birlikte yaşamaya zorlandığı bir emperyalist projeydi Irak. Daha ilk adım-dan itibaren, bölge halkları açısından her şey tamamen absürt ve yanlış biçimde planlanmıştı. İngiltere ve ortaklarının tek önceliği, Irak petrollerinin selametiydi.
Irak Türkmenleri ise, bu kaotik manzaranın en gözlerden ve gündemlerden uzaklaşmış unsuruydu. Osmanlı çatısı dağıldıktan sonra yetim kalan Türkmenler, sonraki süreçte bölgeye gözünü diken bütün tamahkâr güçlerin planlarından direkt biçimde etkilendi.
Derin Tarih olarak, Irak Türkmenlerini ele aldığımız müstakil bir sayıyla siz kıymetli okurlarımızı selamlarken, hem din hem de soy bağıyla bağlı olduğumuz bir halkın yaşadıklarını daha anlaşılır kılmayı amaçladık. Her sayımızda olduğu gibi, birbirinden usta isimler ve uzmanlar dosyamıza katkı sundu. Meselenin her boyutuyla aydınlanmasını, yazarlarımızın maharetli kalemlerine borçluyuz. Kendilerine, okurlarımız adına teşekkürlerimizi sunuyoruz.
