Her medeniyet, kendi insan tipini vücuda getirir. Altı asra yaklaşan ömrüyle Osmanlı İmparatorluğu da kendi dünya görüşüne ve hayat prensiplerine uygun insan tipini oluşturmuştur. Ve hiç şüphesiz, Osmanlı insanının hayatın her alanında sergilediği temel yaklaşımların en net biçimde billurlaştığı yer de Payitaht, Âsitâne, Dersaâdet İstanbul olmuştur.
Kıymetli okurlarımız, birçok siyasî, sosyal veya fikrî konu varken “Osmanlı’da eğlence kültürü” temalı bir dosyayla karşılarına çıkmış olmamızı garipseyebilir. Oysa “Osmanlı insanı nasıl eğlenirdi?” veya “Payitahtta yaz mevsimleri nasıl geçerdi?” sorularını cevaplamaya giriştiğinizde, karşınıza Osmanlı insanının dünya görüşünü, hassasiyet ve önceliklerini bütün çıplaklığıyla gösteren, çok renkli ve katmanlı sahneler çıkar. Hatta kendinizi birden modern insanın ölümle ilişkisinin neden bu kadar değişip dönüştüğünü tefekkür ederken bulursunuz. Çünkü Osmanlı insanının eğlence anlayışında, mezarlıklar birer mesire ve piknik yeridir. Ölümle tamamen barışık ve iç içe yaşanır. Kabristanlar, şehrin günlük hayatının ayrılmaz bir parçasıdır. Ölüm ve hayat sarmaş dolaştır.
“Osmanlı’da eğlence kültürü” içerikli dosyamız, bize bugünkü eğlence anlayışlarımızı ve sürdüğümüz hayatları sorgulatacak ayrıntıları da ihtiva ediyor. Değişen şehir yaşamı, yok olan klasik mahalle kültürümüz, çeşitli bencillikler sebebiyle hayatın her alanının zehirlenmesi, tabiatla kurulan ilişkide kaybolan değerler, yeşilin ve mavinin azaldığı bir dünyada yaşamanın bizden eksilttikleri gibi birçok önemli başlık, bu çerçevede mütalaa edilebilir.
Belki biraz şaşırtıcı, ama sürprizlerle dolu, öğretici ve keyifli bir sayıyla sizleri selamladığımızı düşünüyorum doğrusu. Dosyamıza katkı sunan birbirinden değerli hocalarımıza ve uzmanlara, en içten teşekkürlerimi sunuyorum.
Gelecek sayımızda, hayırla görüşmek üzere…
