Bizden Size

İran-Irak Savaşı, 22 Eylül 1980 günü Irak ordusunun İran topraklarını işgal etmesiyle başlamış, 20 Ağustos 1988’deki ateşkese kadar tam 8 yıl sürmüştü. Yaklaşık 1 milyon insanın ölümüne veya yaralanmasına yol açan savaş, sadece iki ülkeye değil, Ortadoğu’nun tamamına yıkımdan ve insanî trajedilerden başka bir şey getirmedi. Kazanan ise yine uluslararası sistem ve silah tüccarları oldu.

İran-Irak Savaşı, aynı zamanda bir propaganda savaşıydı. Bu dönemde ortaya konan en dikkat çekici propaganda ürünlerinden biri, Irak lideri Saddam Hüseyin’in bizzat finanse ettiği “El-Kâdisiyye” adlı filmdi. Mısırlı ünlü yönetmen Salâh Ebû Seyf’in elinden çıkan 145 dakikalık usta işi filmde, dönemin Mısırlı ve Iraklı kalbur üstü oyuncuları rol almıştı. Sa’d bin Ebî Vakkâs’ı İzzet Alaylı, karısı Selmâ’yı Şezzâ Sâlim, İran Kraliçesi Buran’ı Leylâ Tâhir, Sâsânî komutanı Rüstem’i Muhammed Hasan el-Cündî, Müslüman saflarındaki İranlı kadın ajan Şîrîn’i de Suâd Husnî canlandırmıştı.

Irak’taki Habbâniye Gölü yakınlarında kurulan devasa platoda çekilen ve 1981 sonunda yayınlanan filmle verilmek istenen mesaj açıktı: “Sâsânîlerin modern dönemdeki temsilcisi” sayılan İran, tıpkı Kâdisiyye Savaşı’nda olduğu gibi ağır bir hezimete uğrayacaktı. İran cephesi, Hz. Ömer dönemindeki İslâm fütuhâtını “Arap istilası” şeklinde algılandığından, bu gönderme yersiz ve sebepsiz değildi. Savaş Saddam’ın arzuladığı biçimde sonuçlanmasa da, Arap ordusu “Kâdisiyye heyecanıyla” vuruşmuştu.

Üzerinden 1390 yıl geçmişken, Kâdisiyye Savaşı’nı dosya konusu olarak seçmemizin sebebi tam olarak bu: Ortadoğu’da hiçbir tarihî dönüm noktası, tek başına tarihin konusu değildir. Mutlaka günümüze uzanan ve dokunan bir yanı vardır. Bu bağlamda, Kâdisiyye Savaşı’nın önemini kavramak da bugün bölgemizde yaşanan bazı krizlerin altında uzanan fay hatlarıyla teması mümkün kılacaktır.

Dosyamıza -her zamanki gibi- birbirinden kıymetli isimler katkıda bulundu. Hepsine, okurlarımız adına müteşekkiriz.

Yeni sayılarımızda, hayırla görüşmek üzere.

Benzer konular