Divitçioğlu’nun Tarihe Dahil Oluş Tarzı…

9 Nisan 2013

Bugün Dergâh Yayınları’nda iktisat tarihçisi Saim Çağrı Kocakaplan’la da karşılaştık ve üniversitelerin, arşivlerin, memleketimizdeki ilim-fikir ortamlarının, tarih araştırmalarının pek de ümit verici olmayan vaziyetlerine, bu arada iktisat tarihi çalışmalarına dair de bir miktar sohbet ettik. Sencer Divitçioğlu’ndan (1927-2014) okuduğum, bir “mikroiktisatçı” olarak “tarihçi”liğe, “Kök Türkler”e nasıl dahil olduğuna dair hikâye de bir yerlerden gelip sözlerimizin arasına girdi. Daha doğrusu hoş ve aynı zamanda düşündürücü tarafları olan “menakıb”ı ona da aktardım.

Sohbetin konusu ve problemi “yüksek” eğitim kurumlarının, ilim ve fikir adamlarının Türkiye’yi taşıma kapasitesi olan derin meselelerinin olmayışı; çalıştıkları konularla kendileri, Türkiye ve dünya arasında kuvvetli ilişkiler kuramayışlarıyla alakalıydı. Bir tür felsefe ve düşünce yahut iddia ve dava yoksunluğu… Derinlik ve kendilik arayışının kaybı… Belki de merkezin, merkez fikrinin kayboluşu… Aslında tarafların, taraf gibi görünenlerin zayıflığı karşılıklı olarak işlerine yarıyor, bu sayede herkes adam idâdına girebiliyor, “rahat” yaşıyor.

Fakat menakıbı nerede okuduğumu hatırlamak ve bulmak, anlattığım talebe ve meslektaşlara, hususen iktisatçı ve tarihçilere, sosyal bilimlerle uğraşanlara, elbette ilahiyatçılara da konuşmanın tamamını göndermek için sarfettiğim mesailerin bir netice vermediğini de söyledim. Bulamadım, bulunmadı… Bu işle ilgili olduklarını düşündüklerime de sordum, hiç haberdar gözükmediler. Âlem-i mânada mı görmüştüm!?

Ben de bakayım, sanki öyle bir şey hatırlıyorum dedi Saim Çağrı. Sevindim buna. Bakarsın o bulur, ben de âlem-i şehadete avdet ederim. Bekleyelim, görelim…1

*

Uzun zamanın, tarihin vereceği kararı ve hükmü benim erkenden vermem doğru olmaz ama tahminlerimi söylememde bir mahzur görmezsiniz zannederim: Sencer Divitçioğlu Türk ilim ve fikir tarihine esas sahası olan iktisat-mikroiktisattan ziyade tarih arayışlarıyla, tarihçiliğiyle geçecek zannederim. Hatta Marksizmle olan ileri derecedeki hukuku da bu topraklara mahsus bir anlam ifade edecekse muhtemelen o da sonradan teşekkül eden “Türk” tarihçiliği, tarih ilgisi ile derinleşen yönleri üzerinden edecek.2 Fakat onun tarihle, Türk tarihiyle irtibatları katmanlı olarak bazı problemleri ve sorgulanmaya değer derin meseleleri de ihtiva ettiği için bunları hatırlatmak veya çalışacaklar için altını çizmek faideden hali değil.

Menakıptan kurtulabilirsek buraya tekrar döneceğiz. Tarih nasıl olsa menakıp da kaldırır!

Benzer konular