Bizden Size

“Rabbimiz bize sulh ve sükûnet nasip etsin! Fakat büyük devletler, geniş teşkilâtlı imparatorluğumuzu inşa edecek ne zaman bıraktılar ne de sükûnet! Bize de hiç olmazsa on senelik bir sulh tanınsa, Japonların (Meiji devriminin başlangıcından beri) o kadar methedilen terakkîlerini biz de yapabilirdik. Onlar Avrupalıların pençelerinden uzak olduklarından, bize nazaran bahtiyardırlar, emniyet içinde yaşamaktadırlar. Maalesef biz, tam Avrupalı sırtlanların geçiş yerine çadırımızı kurmuşuz.”

Koskoca imparatorluğun dağılmaması için içeride ve dışarıda çok sayıda dengeyi aynı anda gözetmek durumunda kalan Sultan II. Abdülhamid, nasıl bir zorlukla karşı karşıya bulunduklarını işte bu sözlerle anlatmıştı. Bilhassa “sırtlanların geçiş yerine çadır kurmuş olmak” teşbihi, meselenin bamteliydi. Osmanlı’nın kurulduğu ve kökleştiği coğrafya, her milletten sömürgecinin iştahını kabartıyordu. Tarih boyunca olduğu, gelecekte de sürekli olacağı üzere…

31 Ağustos 1876’da tahta çıkan Sultan Hamid, sonraki 33 yıl boyunca bir yandan ülkeyi modernleştirip kurumları güçlendirmeye çabalarken, diğer yandan da ayrılıkçı Ermenilerden Siyonistlere türlü düşmanların hilelerini savmaya uğraşıyordu. Kendisine atılan “Kızıl Sultan” iftirası da o dönemde mülkünü ve tebaasını korumak için ortaya koyduğu insanüstü gayretten kaynaklanıyordu, hiç şüphesiz.

Sultan II. Abdülhamid’in uzun saltanatı, sonraki birçok konu için belirleyici birer dönüm noktası oldu. Öyle ki, attığı adımların sonuçlarını bugün hâlâ yaşamaya ve hissetmeye devam ediyoruz. Türkiye Cumhuriyeti, pek çok resmî kurumunu ve teşkilât yapısını merhum Sultan’ın mirası olarak devraldı örneğin.

Tahta çıkışının 150’nci yıldönümünde, objektiflerimizi bu büyük İslâm hükümdarının iktidarına, dönemine ve mirasına çeviriyoruz. Her zaman olduğu gibi, konusunun uzmanı seçkin isimler dosyamıza katkıda bulundu. Kendilerine okurlarımız adına teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Yeni sayılarımızda görüşmek üzere…

Benzer konular