Hem Ahmed Midhat Efendi’nin hem de Fatma Aliye Hanım’ın modern felsefe ve modern bilimle, ulûm ve fünûnla güçlü fakat yeterli derinlikte olmayan irtibatlarının üst çerçevesinin, Avrupa fikri ve Müslümanların-Osmanlıların buna karşı nasıl konumlanacakları sorusu ile alakalı olduğunu söylemek yanlış olmaz. Burada hem birbirini dengeleyen ve fahiş sapmalardan koruyan hem de zayıflatan ve derinliksiz kılan iki hâkim düşünce çizgisi hareket hâlindedir: Biri Avrupa’nın ulûm, fünûn, sanayi açısından (en azından maddi terakki itibariyle) Müslümanları geri bıraktığı; ikincisi de Avrupa’nın bizim için yeterli ve doğru ölçü olamayacağı hatta bize karşı olduğudur.
